Yaşayan Efsane 55 Bölüm

Kelime Sayısı:868

55 Bölüm

 

Halkalar 2

 

Kadran ne olduğunu anlamadan yakasından çocuk tuttu, tekrar yumruk attı ve kendini ikinci kez yerde buldu. ‘’Hile yaptın ayakların ilerideydi.’’ Diye bağırdı. Kadran ‘’Hile yapsaydım oyunun sonunu beklemeden söylerdin, kaybettin sadece kabullen’’ dedi. Çocuk daha çok sinirlenmişti onu tekrar yerden kaldırdı bir tane da geçirdi yüzüne. Kadran’ın kafasına basmak istedi fakat onu ayağından yakaladığı gibi başının üstüne doğru çekti, çocuk dengesini kaybetti. Kadran ayağa kalkar kalmaz yere düşen çocuğun karnına tekmeler atmaya başladı o sırada diğer çocuklar harekete geçmişti. Birisi belinden tutup onu yere yatırdı. Kadran onun yüzüne dirsek atarak ondan kurtulmayı başarmıştı. Ayağa kalkamadan diğer çocuklar etrafını çevrelemiş ve tekmeler atmaya başlamıştı. Yüzünü ve kafasını elleri ile korumaya çalışıp ayaklarını karnına kadar çekti, artık onlara karşı koyamazdı.

Çocukların onu ayağa kalkmasını istemediğini biliyordu tekmeler yemeğe başlamıştı, çok geçmeden bedeninin artık dayanamayacağını biliyordu kendisini istemsizce salmak zorunda kaldı. Çocuklar bir süre daha tekmeledi, onun tepki vermediğini anlayınca bıraktılar. Ölmesinden korkmuyorlardı yine de ölmesini istemedikleri belli idi. Çocuklar oradan koşarak uzaklaşıp her biri farklı yöne gitti.

 

Ne kadar yerde yattığını bilmiyordu. Yüzünü kaldırdığında çamur olmuştu. Ağzına girmiş çamurları yere tükürdü. Ayağa kalkmak yerine sırtını yere verdi ve gökyüzüne bakmaya başladı.  Krimordaki günlerindeki gibi dayak yemişti tek farkı o zamanlar kendisini hiç savunamazdı ama şimdi kendisini savunmaya çalışması bile kendi adına bir ilerleme kaydettiğinin göstergesiydi. İçinde sinir yoktu veya intikam duygusu belirmemişti. Krimorda kaldığı zamanlar bu duygular onu hiçbir zaman terk etmezdi. Yattığı yerden doğruldu ağrıları vardı ama kırılan kemiğini olmadığını farkına varmıştı. Ayağa güçlükle kalktı, topallıyordu ve bir kolunu hiç kullanamıyordu. Tek kolunu evlere dokunarak ilerlemeye başladı. Büyük caddeye çıkmak için yoluna devam etti. Borla’nın nerede olduğunu bilmiyordu.  Hana gidecekti. Ana caddeye çıktığında nerede olduğunu düşünüyordu. Köy kendi köyünden büyüktü ve iki han vardı. Dışarıdan çok büyük görünmüyordu hatta Krimorda kilere kıyasla ev bile kalabilirdi. Sokaklarda yürümekle güçlük çekiyordu elbisesi tamamen çamur olmuştu insanların dikkatli üzerine alıyordu fakat çocuk olmasından dolayı pek fazla tepki çekmiyordu.  Hanın önüne geldi merdivenleri çıktı ve kapıyı açtı. İçeriye girer girmez ‘’Buraya çocuklar giremez!’’ diye bağırmıştı hancı.  ‘’Babamı bekleyeceğim’’ dedi. Şurada dururum kimseye zararım olmaz’’ dedi. Hancı ‘’Bu pislikle burada duramazsın!’’ demişti. Kadran ‘’Bedeli neyse öderim’’ dedi. Hancı ona baktı ve sesli güldü.

‘’Haline bak çocuk gümüş sende ne arar çık dışarı’’ dedi. Kadran yanına gelmekte olan adamlara durmasını işaret etti ve hancının tezgâhının önüne gelerek cebinden çıkardığı bir gümüşü masaya koyup ileriye doğru sürdü. ‘’Yeterli mi? Oturmama bile gerek yok sadece bekleyeceğim’’ dedi. Hancı gümüşü aldı. ‘’Babanın buraya geleceğini nereden biliyorsun?’’ diye sordu. Kadran ‘’Burası küçük yer beni kolaylıkla bulacaktır’’ diye yanıt verdi.

 

 

Kadran ayakta durmaktan yorulmuştu ve her iki ayağında da ağrılar vardı. Kapı açılır açılmaz gözlerini kapıya dikiyordu.  Kapı bir kez daha açıldığında içeriye birkaç kişi girmişti hiç birisi Borla değildi. Gözlerini yere diktiği sırada karşısında birisinin durduğunu gördü. ‘’Evlat perişan haldesin’’ dedi. Kadran sesi tanımıştı. İkisi birlikte en yakın masaya oturdular. ‘’Dayak attın mı?’’ diye sordu. Yediği her halinden belli idi. Kadran ‘’Krimorda ki gibi değildi kendimi az da olsa savunabildim.’’ Dedi. Borla

‘’Bu iyi haber’’ dedi. Hancıyı çağırdı kulağına bir şeyler fısıldadı, hancı çok geçmeden birkaç tabak önlerine koymuştu. ‘’Ye evlat güçlenmelisin’’ dedi. Kadran ‘’Bana kızmadın mı? Dayak yedim yenildim.’’ Dedi.  Borla

‘’Sen ben gibi değilsin evlat yenilmeden yenemezsin üstelik yaşına göre öğrenmen gereken her şeyi bilseydin zaten dayak yesen bile onları benzetirdin.’’ Dedi. Borla önüne konan etten yemeğe başladı, Kadran da o yemeğe başladıktan sonra ilk lokmasını ağzına attı. Borla ‘’Şimdi birlikte gidiyoruz ve bu çocuklara özel yemek yaptırıyoruz.’’ Dedi. Kadran sinirlenmişti.

‘’Neden? Beni dövdükleri için mi?’’ diye sordu. Borla ‘’Evlat intikam ne kadar basit olursa zevki o kadar az olur. Buraya ne de olsa gene geleceğiz dediklerimi harfiyen yap önce yaralarına baktıralım’’ dedi. Kadran ‘’Tamam’’ dedi. Bir sorusu daha vardı. ‘’Sen hiç hayatında yenilmedin mi?’’ diye sordu. Borla ‘’Bunu başka zaman konuşalım’’ dedi. Dışarıya doğru yürürken Borla hancı ile konuştu.  Kadran onu çok beklemeden Borla yanına gelmişti ve ona bir kese uzattı.

‘’Burası ufak yer evlat seni dövenleri bulabilirsin onlara bunu vermeden önce içini aç. Görsünler sonra gel buraya seni bekliyorum’’ dedi. Kadran

‘’Bunun içinde ne var?’’ diye sordu.  Borla ‘’Onlara güzel şekerler ve birkaç özel bir şey hazırlattım. Sana inanmazlar ise bir tanesini kendi ağzına at’’ dedi. Kadran

‘’Beni dövenlere böylemi davranmamı istiyorsun.’’ Dedi. Borla ‘’Planlarını hiçbir zaman basit tutmayacaksın çok derin planların olacaktı başkaları anlamasın mesela şu an benim ne yapmaya çalıştığımı anlamaman gibi’’ dedi. Kadran söylediklerinden bir şey anlamadı ama onun bir bildiği olduğunu düşünüp elindeki torbayı aldı.  Kadran onları çok geçmeden bulacağını umuyordu. Borla’da yarım kalan işlerini halletmek için handan ayrıldı.

 

 

Çocuk grubunu bulması zor olmamıştı, aynı tere toplanmasa da aynı çocuklar tekrar bir araya gelmişlerdi.  Çocuklar onun geldiğini görünce oyun oynamayı bırakmışlardı. Her ne kadar onu dövmüşte olsalar şimdiden hazırlardı. Etrafını çevirmişlerdi.  Kadran ‘’Size şeker getirdim.’’ Dedi. Onlara birkaç adım attı ve durdu. Torbanın içini açtı ve birkaç tane şekeri ağzına attı. Çocuklar o şekeri ağzına atında şüphelenmekten vazgeçmişlerdi.  Çocuklardan bir tanesini ona yakınlaştı ve elini şeker dolu torbaya attı. Diğerleri de yanına geldi. Kadran ‘’Kötü başlangıç yaptık’’ dedi. O sırada Kadran torbayı bir çocuğu eline tutuşturdu birkaç şekerde kendisi alıp ağzına attı. Hiçbir şey söylemeden arkasına dönüp oradan uzaklaştı. Peşine düşen olmamıştı. Kadran’ın köyde işi bitmişti Borla’da köyde işini bitirdikten sonra artık evlerine dönebilirlerdi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 54 Bölüm

Kelime Sayısı:860

54 Bölüm

 

Halkalar

 

Kadran ile Borla’nın yolları ayrılmıştı. Borla gerekli olan ihtiyaçların peşine düşerken çocuğu serbest bırakmıştı, eline verdiği kese ile biraz çocukça şeyler yapmasına izin verecekti. Sıkı eğitiminin bugünü onu istediğini yapmasına vermişti.  Kadran ilk olarak kendini bir şeyler satıl alabileceğini dükkâna girdi. Dükkânda epey eşya vardı. İçinde birçok farklı malzeme bulunan bir yerdi. Adam o içeriye girdiğinde pek umursamamıştı fakat dikkatlerini yine de onun üzerinden ayırmayı düşünmüyordu.  Başka birkaç müşteri daha vardı. Kadran kısa sürede bütün dükkânı dolaştığı istediklerini bulamayınca dükkân sahibinin karşısına dikildi.

‘’Yemiş istiyorum ve küçük kâse kağıdına bundin istiyorum. ‘’ dedi. ‘’Gümüş çocuk? O olmadan bunları alamazsın’’ dedi. Kadran ‘’Ne kadar?’’ diye sordu. ‘’İki gümüş’’ diye yanıtladı adam. Kadran kesenin içerisinden iki gümüş çıkartıp adama uzattı. Etrafındakiler ve dükkân sahibi çocuğa bakmıştı. Kese büyük değildi ama bir çocuğun elinde olmasından fazla gümüş tutuyordu. Adam gümüşleri alır almaz çocuğun istediğini yerine getirdi.  Kadran istediklerini alır almaz oradan çıktı, onların bakışları hoşuna gitmemişti.  Biraz ilerledi ve arka sokakların bir tanesinde durup fıçıların arkasına saklandı. Arkasında gelen olup olmadığını kontrol ediyordu.  Onu takip eden olmadığını anlayınca aldıklarını yemeğe başladı sokağın sonundan başka yere çıkış yerini değiştirdi. O sırada çocuk sesleri duymuştu, seslerin geldiği yöne doğru yürüdü. Arkada evlerin ortasında çocuklar birbirleri ile oyun oynuyorlardı.

Ellerindeki halkaları çubukların içine atmaya çalışıyorlardı. Kadran onları uzaktan izledi. Çok geçmeden onların yanına geldi, çocuklar onu fark etmişti fakat umursadıklarını düşünmüyordu. Kadran ‘’Bende oynayabilir miyim?’’ diye sordu. Çocuklar onun bu köyden olmadığını anlamaları zor değildi. Bu küçük yerde bütün çocuklar birbirlerini iyi tanımasa da bile görmüşlükleri vardı. Aralarından bir tanesi

‘’Sen bu oyunu bilir misin?’’ diye sordu. Kadran ‘’Hayır bilmem ama o halkaları çubukların içine atmaya çalışıyorsanız ben atabilirim’’ dedi. Çocuklar birbirlerine baktılar onun kendi oyunlarına katılmakta sakınca görmediler. Çocuklardan bir tanesi Kadran’ın yanına geldi. Aralarından bir tanesi ‘’Öyle ise yeni oyuna başlıyoruz!’’ demişti. Bazı çocuklar bundan hoşlanmasa da kabul ettiler. Kadran’ın yanına gelen çocuk.

‘’Ufak bir turnuva gibi düşün herkes birbirleri mücadele edecek en fazla halkaya atan kazanır. Şu çubukları görüyor musun?’’ diye sordu. Kadran başını salladı. Çocuk devam etti. ‘’Bir tanesi ileride bir tanesi geride. Herkesin sekiz halka hakkı var. Bir çubuğa en fazla dört tanesini atabilirsin. Her iki çubuğa en fazla atan kazanır. Eğer her iki çocukta aynı atarsa bütün halkalar toplanır ve birinden biri atamayana kadar devam eder. İkisi de aynı anda atamazsa oyun devam eder. Birisi atıp diğeri atamaz ise atan kazanmış olur. Anladın mı?’’ diye sordu. Kadran ‘’Anladım.’’ Diye yanıtladı. Çocuk ‘’Başlayalım o halde’’ dedi ve onun yanından ayrıldı. Yeni gelen çocuğa kuralları anlattığını diğer çocuklar duyabilecek sesle söyledi.  Çocuklar birbirleri arasında tekerleme söyleyerek kiminle karşılaşacaklarını seçtiler. Üçüncü müsabaka Kadran’ın olduğu müsabaka idi.

O çocukları iyi izliyordu, onların nasıl attıklarına ve atamadıklarına dikkatli bakıyordu. Elinin ayarının olması önemliydi İlk iki mücadele çok çabuk bitmişti. Kazananlar ile kaybedenlerin yeri ayrılmıştı. Sıra Kadran’a geldiğinde heyecanlanmayan yoktu. Çocuklar kendi aralarında kimin ne kadar iyi olduğu veya kötü olduğunu az çok biliyordu ara sıra sürpriz yapanlar olsa da herkesin seviyesi belli idi.  İlk Kadran’ın rakibi atmaya başlamıştı. Bir elinde sekiz halka vardı. Öyle olması gerekliydi. Önce yakına veya uzağa atmak tamamen oyuncuya bağlıydı genelde herkes ilk yakını tercih ediyordu. Çocuk atmaya başlamadan önce onun ayaklarına bakanlar vardı. Kendi çizdikleri çizgiyi ayakları geçerce mücadele kaybetmiş sayılıyordu.  Sonradan öğrendiği kurala göre atmaya başladığında bekleme şansı en fazla üç saniyeydi. Atmaya başlar başlamaz son halkaya kadar beklemeden atmak zorundaydı. Çocuk atmaya başladı. Önce yakında kilere atıyordu.

Dört atışta hepsini çubuğa isabet ettirdi. Beşinci atış uzağa olacaktı ilk atışı attı fakat ardından gelenlerin ilki yakına sonraki uzağa düştü. Son atışı da atamadı. Sekiz de beş yapmıştı. Sıra Kadran’a gelmişti, yeni çocuktan iyi ve kötü herkes bir beklenti içerisindeydi. Kadran ilk olarak uzağa atmayı deneyecekti. Halkaları birbiri ardında atmaya başladı. Hiç beklemeden dört halkayı da gönderdi. Üçü çubuğun içerisine girmişti birisi çubuğa çarpıp dışarıya düşmüştü. Yakına atmaya başladı. Yine dört halkayı arka arkaya attı ilk ikisini isabet ettirememiş ama son ikisini isabet ettirip kazanmıştı. Kaybeden çocuk üzülmüştü diğerleri ise çocuğu yeneceğini hiç tahmin etmemişti.

İkinci müsabakalarda Kadran diğer çocuklara daha çok dikkat kesilmişti herkes en az üç ile altı tane atmayı başarıyordu. Mücadeleler bitince tekrar tekerleme yolu ile ikinci rakipler seçilmeye başlamıştı. Kadran rakiplerinin hiçbirini tanımıyordu. İkinci rakibi onun önce başlamasını istemişti. İkinci seferde ilk başta uzağa atmayı tercih etti. Dörtte dört yaparak bütün halkaları çubuğa geçirmişti. Yakındaki çubuğu ise sadece ilk halkayı isabet ettiremeyip diğerlerini isabet ettirip yedi puan toplamıştı. Diğer çocuk ilk iki halkayı kaçırınca daha devam etmenin manası olmadığını anlayıp çekildi.  ‘’İlk kez oynayan için bu başarı beklenmedik hepimizi şaşırttın hatta sana avans bile vermeyi düşünmüştük ama gerek olmadığını anladık’’ demişti yenilen çocuk. Diğer mücadele de bittiğinde geriye kalan son kişi ile oynayacaktı.

Son rakibi ilk atmak istediğini söylemişti. O da diğer çocuklar gibi yakın hedefi ilk seçti. İlk dördünü hiç kaçırmadan attı. İkincisi ise ilkini kaçırıp üçünü atmıştı. Sekizde yedi yapmıştı. Diğer çocuklar yüzü gülüyordu. Yedi tane atmak büyük başarıydı ve Kadran’dan böyle bir şey beklemiyorlardı. Halkaları eline aldı. Son seferinde de uzağa atmak istedi. Ardı ardına attığı dört halka hepsi çubuğun içerisindeydi. Yakındaki halkaya bekletmeden atmaya başladı. Peşi sıra attığı dört halkanın da hepsi çubuğun içerisine girmişti. Sekiz halkayı isabet ettiğim kazanmıştı. Kadran sevinmişti fakat yüzüne yediği yumruk ile yere düştü.

 

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 53 Bölüm

Kelime Sayısı:757

53 Bölüm

 

Son Hazırlıklar

 

Son zamanlarda talim tamamen bitmişti. Borla ve Kadran evlerinin çatısını güçlendiriyorlardı. Evin içi iyice temizlenmiş yer tahtalar döşemişlerdi. Evin ocak kısmını ve dışarıdan bacayı genişletmişlerdi. Çatıyı iyice onarıp yenilemişlerdi.  Geriye sadece dışarıya kuracakları tuzaktan başka pek bir şey kalmamıştı. Günün sonunda dışarıda karşılıklı oturuyorlardı. ‘’Yakınlarda yerleşim yeri var’’ diyerek söze başlamıştı. Borla gözlerini Kadrana dikti, söyleyeceği ters bir kelime ile dayak atacağını biliyordu. Kadran bunun çok iyi farkındaydı.

‘’Seni takip etmedim zaten izini kaybettireceğini biliyordum. Ama getirdiklerinin hiçbirinin benim köyümde olmadığı da biliyorum.’’ Dedi ve devam etmek isterken Borla işareti ile onun sözünü kesti.  ‘’Kış öncesi hazırlıklar için sende geleceksin’’ dediğinde Kadran aniden ayağa kalktı. ‘’Yaşasın! Bakalım şehirliler nasıl’’ dedi. Borla

 

‘’Şehre değil köye’’ dediğinde Kadran mutluluğu biraz azalsa da sevinmeye devam ediyordu. Kadran ‘’Olsun yaşayan bir köy görmek bunca zaman sonra iyi gelecek’’ demişti.  Borla da masadan kalktı yapılacak işleri henüz bitmemişti. Kadran ‘’Ne zaman gideceğiz?’’ diye sordu cevap gelmeyince de başka işlerle meşgul olmak için onun yanından ayrıldı.

 

 

Gecenin bir saatinde Kadran dürtülerek uyandırıldı. Gözlerini tam olarak açamasa da bunu yapanın Borla olduğunu anlamak güç değildi. Ayağa kalkamadan ‘’Sabaha çok var’’ dedi.  Borla ‘’Hazırlan gidiyoruz’’ dedi. Kadran ‘’Bu vakitte nereye?’’ diye sordu. Cevap verilmediğini anlayınca yataktan kalktı. Borla ‘’Hazırlığını iyi yap’’ dedi. Kadran üzerini değiştirirken işittiği sözlerden sonra kılıcına baktı.  Borla evin dışına çıkmış ahıra doğru yürüyordu. Kadran dışarıya baktı fakat karanlıktan başka bir şey göremedi, fazla oyalanmadan üzerini değiştirdi kılıcını beline taktı. Hançerlerini aldı. Dışarıya çıktı, dışarısı soğuktu ve rüzgâr esiyordu. Borla atı dışarıya çıkartmıştı. Gereken her şeyi almış ve yanında taşıyamadıklarını atına yüklemişti.  Atının üzerine bindi elini Kadran’a uzattı.  Onu kaldırıp arkasına oturmasını sağladı. ‘’Tarnova’ya mı gidiyoruz?’’ diye sordu.  Borla atını sürmeye başladı. ‘’Hayır’’ diye cevap verdi. Kadran onun beline daha sıkı sarılmıştı. Atını hızlı kullanmaya başlamıştı.

‘’Dar yollardan geçeceğiz sıkı tutun’’ dedi. Kadran cevap vermedi onun arkasına daha çok yapışmıştı.

 

 

Ara sıra atını dinlendiriyor fakat çoğu zaman süratli kullanıyordu.  Gece yarısı yola çıkmaları Kadran’ın uykusunun gelmesine sebep olmuştu. Atın rüzgârı yüzüne çarptıkça uykusu açılıyordu fakat onun da dinlenmeye ihtiyacı olduğundan yavaşlayınca dalmaya başlıyor. Borla fark eder etmez dirseğini ona vurarak uyandırıyordu. Bir süre böyle devam ettirdi ama uzun süre devam ettiremeyeceğini iyi biliyordu. Yollarından ayrılıp atını yavaşlatıp durdurdu. At tamamen durduğunda Kadran attan aşağıya atladı. Borla yavaşça indi. Atını bir ağaca bağladı. ‘’Bir süre burada dinleneceğiz kendine iyi bir yer bul uyumaya çalış’’ dedi. Kadran kendine yer bulur bulmaz uykuya dalmıştı onun bu kadar hızlı uykuya dalmasına Borla sesli gülmüştü.  Borla neye ihtiyacı olduğu kâğıda yazmıştı gidiş ne kadar hızlı olacaksa da geliş bir o kadar yavaş olacaktı.

 

 

Borla onun yeterince dinlendirip tekrar yollara koyulmuştu.  Tahmin ettiğinden daha kısa sürede varmışlardı. Köy uzaktan görünse de Ormanın içinden sesler duymuştu. İzlendiğinin farkında idi yoluna devam etti. Çok geçmeden durdu önünde iki kişi belirmişti ve yanlardan gelenler vardı. Kadran ‘’Arkadan da geliyorlar’’ dedi. Borla ‘’Sakin ol elin kılıcında olsun’’ dedi. Kısa sürede etrafını on kadar kişi tarafından sarılmıştı. ‘’Bu taraftan gelen olmaz kimsiniz siz?’’ diye sordu. Borla

‘’Siz kimsiniz bizim yolumuzu kesiyorsunuz belli ki köylülerden değilsiniz sadece gelin boş boşuna vakit kaybetmeyelim’’ dedi. Adam ‘’Sizi kim gönderdi krallık mı?’’ diye sordu. Borla ‘’Hayır eğer krallık gönderseydi karşımızda duramayacağınızı biliyorsunuz’’ dedi.  Adam ‘’Bu köye girmenize izin veremeyiz’’ dedi. Borla

‘’Sizden izin isteyen yok istediğim yere girerim kılıçlarınızı çekerseniz atımdan inene kadar yaşama ve kaçma şansınız var. Aksi taktirde hepinizi uzuvlarınızı kopartarak acıyla öldürürüm. Tercih sizin’’ dedi. Adam biraz tırsmıştı ama geri adım atmak istemiyordu. İki kişilerdi neylerine güvenerek böyle demişti anlamaya çalışıyordu. Krallığa çalışıyor olabilirdi hatta gizli askerleri de olabilirdi. Hayatında ilk kez birisi bu kadar iddialı karşı koyuyordu. Borla

 

‘’Karar verin yaşamak mı ölmek mi?’’ diye sordu. Adam onun karşısından çekildi ve etrafındakiler ormanın içine karışıp uzaklaştılar.  ‘’Onların bu kadar korkup kaçacağını bilmezdim.’’ Dedi. Borla

‘’Elindeki kaybetmekten korkan normal insanlar. Krallık adamı olarak şüphelendiler. Krallığın adamı buralarda ölürse bizim gibi intikam almazlar köyü içindekiler birlikte toptan yakarlar sadece bir köyle de kalmazlar o yüzden korktular. ‘’ dedi. Kadran ‘’Ailelerini korumak için’’ dedi.  ‘’Bu köyü merak ediyorum Ezukhazef gibi mi?’’ diye sordu. Borla soruyu yanıtlamadı atına davrandı, köy çok uzakta değildi insan sesleri duyulmaya başlamıştı.  Ormanı geçtiğinde artık köy kendisini tek tük evlerle ve tarlalar göstermişti. Dar orman yolu bir anda genişlemişti köy geniş ovaya kurulmuştu, çevresi ormanla çevriliydi.  Borla onu dürttü, Kadran hızlıca attan atladı çok geçmeden Borla da indi. Atı ile yürümeye başladı. Onu yanına çağırdı. ‘’Gel al bakalım bunları’’ dedi. Kadran avucunu açtığında eline kese konmuştu. Gümüştü bu sevindi. Borla ‘’Dikkatli ol kendine bir şeyler al gez dolaş biraz gerektiğinde ben seni bulurum. ‘’ dedi.

 

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 52 Bölüm

Kelime Sayısı:715

52 Bölüm

 

Ahır ve Hayvanlar

 

O akşam Borla gelmedi, takip eden gece yarısı ve hatta sabah bile geri dönmedi. Kadran sabah erken kalktı uyumak istiyordu fakat Borla’nın ortalıklarda olmayışı ile bu küçük yerleşim yerinde o olmadan işleri yürütmek zorundaydı. Tarla ile ilgilendi olmuş olan sebzeleri topladı.  Kendini yormayacak ve yaralarını açmayacak hafif kılıç talimi yaptı halen tırmanmıyordu. Ahırın bugün bitmesi gerektiğini Borla söylemişti o yoktu mecburen kendisi bitirmeliydi. Borla nasıl yaptı ise onun gibi yapmalıydı. Ağaçların hepsi hazırdı. Onun nasıl yaptığına bakarak ve hatırlayarak acele etmeden tahtaları birleştirmeye başladı. Onları birbirine çakmaya başladı. Onun kadar hızlı ve tecrübeli değildi fakat işine son derece dikkat ediyordu. İşin sonunda azar işitip dayak yememek istiyordu. Bu durum en az onu birkaç gün yatakta tutardı. Sonunda öğlene doğru bir tarafını bitirebilmişti. Çok yorulmuştu biraz dinlenmek için masaya oturdu kafasını masaya koydu ve daldı.

Hızlıca uyandı gerektiğinden fazlaca uyuduğunu düşünüyordu. Apar topar kalktı gece mi gündüz mü? Olduğunu anlaması için birkaç saniye geçmişti. Kafası allak bullaktı neyse ki akşama kadar uyumamıştı ama ikindi vakti olmuştu ve akşama çok da fazla vakti yoktu. Hemen ahırın olduğu tarafa yöneldiğinde Borla ahırın orada sandalyesine oturmuş ona bakıyordu. Kadran arkasındaki ahıra baktı.  Tamamlanmış üstelik Borla’ya dinlenme süresi kalmıştı. Ne kadar uyuduğu tam olarak bilemese de onun bu kadar zaman içerisinde işleri tamamlaması garipsemişti. Yaşına göre çok hızlı bitirmişti.

‘’Bugün bitmesi gerektiğini söylemiştim’’ dedi. Kadran ‘’Bende bir tarafını bitirdim’’ dedi. Borla ‘’Gördüm bana benzetmeye çalışmışsın fena sayılmaz hatta acemiye göre çok iyi. İçeriye bir bak’’ dedi. Kadran Borla’yı geçip ahırın içine girdi atı bir tarafa bağlamıştı. Koyunun yanına koçta gelmişti. İçerisi tam bitmemişti. Onları da bağlamıştı. Borla ahırın içine girdi. Kadran’ın omzuna dokundu. ‘’Yarın sabah kalktığında tarla işini bitirdikten sonra ot topla epey topla. Burada birkaç günlük daha işimiz var’’ dedi. Borla cümlesini yarıda kesmişti Kadran devamını sormak istese de Borla’yı orayı çoktan terk etmişti.

Sıradan bir askerden çok farklı yetiştiriliyordu tam olduğunu hala anlayabilmiş değildi. Onun öngörülerini anlayabilme şansı yoktu.

 

 

Gecenin bir vakti, Borla’nın evi terk ettiğini fark etmişti fakat peşine düşmedi, o uyumaya devam etti. Çok yorulmuştu onun peşine düşse bile izini kaybettireceğini adı gibi biliyordu.  Her sabah olduğunda rutin işlerini yaptı sonra da kendisine açık alanda otlakları olan bir yer buldu. Güneş tepeye çıkmadan otları kesmeye başladı. Yanına iki şelek almıştı yeteceğini düşünüyordu. Bu otları büyük ihtimalle ahırda kullanılacağını tahmin ediyordu.  Güneş yakıyordu yazın sonlarına gelindiği şu zamanlarda güneş tam gücünü kaybetmemişti.  İlk şeleği kısa sürede doldurmuştu. İkinci şelek için yerini değiştirdi ve biraz daha ilerledi. Yeterince otlak bulduğunda durup iş tutmaya başlamıştı. İki şeleği aynı anda götüremeyeceği için son dolduracağını yanına alacaktı. Duruma göre bir tane daha alabilirdi.  İşinde hızlı davranıyordu bu sefer ilkinden daha fazla doldurmuştu çeşitli yabanı otları ile kopartıp atıyordu.

Şeleği doldurup sırtına geçirdi eve gitmenin zamanı gelmişti. Öğlene kadar bu işi bitirmesi iyi olacaktı. Kalan boş zamanında ne yapacağını bilmese de Borla’nın ona başka işler vereceğini düşünüyordu.  Her şeyi düşünse de yanına su almayı unutmuştu terlemiş ve susamıştı. Dudakları kurumuş boğazının kuruluğu durdurmak için yutkunuyordu. Daha hızlı gitmek onu daha fazla terletecek, yoracak ve susatacaktı. Şeleği ahıra bırakır bırakmaz ne yapacağını iyi biliyordu. Nehrin kenarına gidip kana kana su içmek.

 

 

Ot işi bittikten sonra dışardaki masaya oturmuştu. Öğleni geçiyordu. Gözleri Borla’yı arasa da ortalıkta olmadığını gayet iyi biliyordu. Bir an düşündü kendisinden gizli bir yer yapmış olabilir mi diye? Neden olmasın diye düşündü ortalıktan kaybolduğu zamanlar eve bir şeyler getiriyordu bazen ise hiçbir şey getirmiyordu o zamanlar neler yaptığını merak ediyordu.  Bunları düşündüğü sırada Borla karşısına oturmuştu etrafına baktı geldiğini bile hissetmemişti. Elleri boştu, Borla bunun farkına varmıştı. ‘’Merak ediyorsan ahıra bakabilirsin’’ dedi. Kadran ayağa kalkmadan önce ‘’Nasıl bir anda kaybolup hiç fark edilmeden yanımda bitiveriyorsun?’’ diye sordu. Borla

 

‘’Zamanı gelince sende yapacaksın merak etme ama o zamana epey var’’ dedi. Kadran ayağa kalktı ve onun ahır için ne getirdiği merak ettiğinden ahıra doğru koştu. Heyecanlıydı ama daha önemlisi uzun zamandır koşmuyordu. Yaraları tamamen iyileşmişti fakat uzun süredir koşmuyordu. Koşmaya alışması zaman alacaktı. Ahıra vardığında kısa sürede yorulduğunu hissetmişti. İçeriye girdiğinde tavukları görmüştü hatta horoz da vardı. Ahırın ortasında dolaşıyorlardı. Kapı açılınca ona yaklaşmak istediler belki bir şeyler verir diye fakat Kadran onlara verecek yemi olmadığı biliyordu ve el işareti ile onları başından dağıttı. Kapıyı iyice kapatıp dışarıya çıktı.

‘’Hepsi bir yerde mi olacak?’’ diye bağırdı. Borla ‘’Şimdilik öyle kış için fazla vaktimiz kalmadı.’’ Dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 51 Bölüm

Kelime Sayısı:735

51 Bölüm

 

Vadide Kamp

 

Aradan iki gün geçtikten sonra Kadran gözlerini açabilmişti. Kapalı yerin içerisindeydi. Borla kayaları da kullanarak o ıslanmasın diye ona çadır yapmıştı. Kendisi dışarıda yabani koç derisini yüzmekle meşguldü. Kadran kalkmaya uğraştı ama bir anda her yeri ağrımaya başladı. Borla

 

‘’Kaç kemiğinin kırıldığının farkında bile değilsin yerinden oynama iki gün sonra kemiklerin iyice kaynaşır.’’ Dedi. Kadran ‘’Babamın bir kez parmağı kırılmıştı, haftalarca iyileşmedi.’’ Dedi. Borla ‘’Kırılan kemikler bazen hiç iyileşmez bazen de yanlış kaynaşır ama bunlar benim üzerinde çalışmadığım hastalar için geçerlidir ayrıca onlar benim kadar bilgisi olmadığından dolayı uzun sürer’’ dedi. Kadran

 

‘’Sen eskiden doktor muydun?’’ diye sordu. Borla ona baktı yüzünde hiçbir tepki yoktu tekrar işine koyuldu. Kadran onu yine konuşturmayı başarsa da uzun uzun asla konuşturamıyordu. Bazen ona ne yapması gerektiğini bile tam anlatmıyor. Elini yüzüne bulaştırınca hatalarını söylüyordu. Bu duruma sinirlense bile artık ona alışmıştı. Bugüne kadar gördüğü ve tanıdığı insanlardan daha değişik karakter yapısı vardı. Kadran ‘’Ne zaman buradan gideceğiz? Tam anlamıyla ne zaman iyileşeceğim’’ diye sordu. Borla bu sefer yüzüne dahi bakmamıştı. İşini bitirdikten sonra oradan kalkıp uzaklaştı. Kadran onun gidişini izledi ve gözlerden kaybolduktan sonra çadırın tavanına bakmaya başlamıştı. Ağaç dallarından yapılan çadır belli ki onu şiddetli yağmurdan korumayı başarmıştı. O yürürken çamurun dizine kadar çıktığını fark etmişti. Toprak halen ıslaktı güneş ısıtmıyordu fakat kendini göstermekten de çekinmiyordu.

 

 

Kadran tam iyileşmese de Borla ona sedye yaparak evine kadar götürmüştü. Tam iyileşmeden tekrar kırılan kemikleri ve yaralanmalar Borla ile eğitime başladıktan sonra hiç durmamıştı. Bir yarası iyileşiyorsa ardından başka bir şekilde yaralanmayı başarıyordu. Evinde yatarken düşünmeden edemiyordu tam gücünde olsa neler yapabilirdi. Son gogal olaylarından sonra güçlükle ayağa kalksa bile Borla ona talim yaptırmaktan çekinmiyor ve bazen yeni kırılan kemikleri bile oluyordu. En son göğsüne dikiş atıldığında talim sırasında dikişlerin sökülmesi ve o sırada yeni yara alması ile tekrar yataklara düşmüştü. Gözlerini Borla’yı aradı fakat bulamadı.

Son zamanlarda tarla ve ev bakımı işleri ile hiç ilgilenmiyordu. Fırsatını bulabilirse Borla ona talim yaptırıyordu geri kalan işler hep Borla’ya kalmıştı. Sonunda tarladan sebzeler geldiğinde ise yüzleri gülmeye başlamıştı. Birkaç gün sonra Borla elinde kuzu ile gelmişti. Kadran onun sesini duyduğunda ayağa kalkmış ve pencereden bakmıştı. Onu atları bağladığı yere bağlamıştı. Borla içeriye girdiğinde Kadran’ı ayakta yakalayınca gülümsedi. Borla

 

‘’Demek ki talim yapabilecek güce eriştin’’ dedi. Kadran haline bakıyordu. Halen kırık kemikleri ve dikişleri vardı ama ona karşıda gelemiyordu. Karşı gelse başına yiyeceği odunla kafasını çatlatabilirdi sonra bir yara daha. Kadran ‘’Akşama koyun mu var?’’ diye sordu. Borla masaya oturdu.

‘’Kış yaklaşıyor ahıra ihtiyacımız var. Atım için. Koyunu da oraya koyacağım. Tarladan fazla sebze elde edemeyeceğimiz için artık hayvancılığa yönelmenin zamanı geldi. ‘’ dedi. Kadran

 

‘’Başka hayvanlarda yakalayacak mısın? Nasıl hayvanlar?’’ diye sordu. Her bir soruyu halen heyecanla soruyordu fakat cevaplarını çoğu zaman alamıyordu. Borla her zamanki gibi cevap vermemi seçti. Buraya geleli uzun zaman olacaktı fakat bütün konuştuklarını yazmaya kalksa ancak bir günlük gazete anca ederdi belki etmezdi bile.

 

Kadran iyice ayaklanmıştı. Borla ona şu sıralar talim yaptırmıyor dolasıyla yeni yaralar eklenmiyordu. Son zamanlar sadece kendi isteği üzerine talim yapıyordu genelde hep tarla işleri ile uğraşıyordu. Borla evin içindeki yerin altında saklanma yerini iyice büyütmüştü artık küçük mahzenleri vardı. Kışın toprağın altı ne çok soğuk ne de çok sıcak olacağını bildiği için Tarladan topladığı ve zorlu kış günlerine sakladığı ürünleri burada tutmaya başlamıştı. Kadran tam olarak iyileşmese de Borla’ya ahır yapımında yardım etmek istiyordu.  Temelleri atılmış ve etrafı çevrilmişti.  Evin dışına çıktığında Borla ahır ile uğraşıyordu.  Kadran ‘’Artık yardım edebilirim’’ dedi. Borla bir şey söylemedi. Kadran kesilen direkleri ayağa kaldırıyordu. Borla kendisine yaptığı merdivenle çatıya başlamıştı. Ona kesilen odun parçalarını uzatıyor Borla’ya çatıya çakıyordu.  ‘’Daha fazla hayvan yakalarsan diye ümit etmiştim ahır seni epey oyaladı anlaşılan’’ dedi. Kadran onun cevap vermesini ummuyordu, sadece görevini yapıyor ona yardım ediyordu.

O geldikten sonra Borla daha hızlı çalışmaya başlamıştı. Birkaç saat içinde çatıyı bitirmişlerdi. Şimdi kenarlarını tamamen çevirip tamamlayacaklardı fakat Borla bugün daha fazla devam etmek istemiyordu. Yarın bütün işi bitirip başka planların peşine koşmayı deneyecekti. Kadran

‘’Tam olarak kılıç talimine ve diğer eğitimlere ne zaman başlayacağım’’ diye sordu fakat yanıt vermesini hiç beklemeden oradan ayrıldı cevap vermeyeceğini bildiği halde halen soru sormaktan bıkmamıştı. Bu duruma kendisi de anlam veremiyordu. Onun yanından ayrılıp tarlayı geride bıraktı ve nehrin başına gelmişti. İlk geldikleri zamanki akıntısı yoktu ve su seviyesi azalıyordu. Yere oturdu suyun sesini dinliyor ve doğayı bakıyordu.

Kendisini savaşa hazırlıyordu. Böyle zamanları daha bulamayacaktı belki de. Burada olmak ve kalmak hoşuna gidiyordu.  Bir ara gözleri Borla’yı aradı, ortalıklarda yoktu.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu 5 AOH 2

Giderek toprağımız artıyor.

Bati Afrikada Portekiz gücünü arttırıyor.

Moldova’ya savaş ilan ettik.

 

Çevremizdeki devletler

Savaştan sonra topraklarımız

Macaristan’a savaş ilan ettik.

Polonya savaşından yeni çıkmış Macaristana acımadık

Son Direnişler

Nüfüs ve Vergiyi arttırıyoruz

Savaştan sonra yeni sınırlar

 

Osmanlı’nın durmaya niyeti yok Candaroğullarına sefer düzenliyoruz.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH 4 Bölüm

Memluk savaşı ekonomimizi bozacaktı.

Devlet ağır borçlar altında eziliyordu.

Memluklular bir gece İstanbul’a çıkarma yaptılar.

Başkent Edirne’ye tekrar taşınmıştı.

Hesabı katmadıkları olan büyük Osmanlı ordusu Kuzey Afrika’ya çıkarma yapmış ve İskenderi’ye doğru ilerlemekteydi.

Memluk hemen barış antlaşmasına oturdu. Fizan ile sınır olan Bingazi’yi bize bıraktı.

İlk işimiz burada ki limanı büyütüp Kuzey Afrika da güçlü bir üst kurmak.

Dulkadiroğulları ile ilişkileri geliştiriyoruz.

Karadeniz’de yükselen bir güç haline gelen Pontuslularla ilişkileri geliştiriyoruz.

Ve yeni Osmanlı toprakları

Yükselen askeri harcamalar.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH2 3 Bölüm

Bizans savaşı büyüyordu çabuk bitirmezsek başımıza daha büyük sorun çıkabilirdi.

Savaş eşit kayıplarla devam ediyor.

Anadolu daki Bizans ordusunu direncini kırdık ve teslim ordular.

Papalık 1979 kişilik bir ordu ege denizi gönderdiler

 

Onları Mora adasına sıkıştırdık

Memluk savaşı patlak verdi.

İzmir ve Fethiyeye büyük dersane yapılmaya başlandı.

Eyalet istikrarı

İstanbulda bizim ve Morada sıra şimdi Ege ticaretini elimizde tutmak.

Memluklular Ege denizine gelirken biz Memluk topraklarına gidiyoruz.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH2 2 Bölüm

Eflak’a savaş ilan ettik onların güçlenmesine izin veremezdik.

Eflakta büyük ordu ile karşılaşmayı beklemiyorduk.

Aldığımız bir yenilgi panik havası oluşturdu.

Sonra iyi toparlanıp tekrar saldırıya geçtik.

Eflak savaşı sonrası topraklarımız.

Savaş sonrası komşularla ilişkiler

Hızlı genişleme politikası ekonomik anlamda kötü

Napoli ile dostluk kurmaya çalışıyoruz.

Ve beklenen bizans savaşı. Hazırlıklı idik fakat onlar bizden daha fazla hazırlanmışlar.

Büyük bizans kurma yolunda ilerliyorlar.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın

Osmanlı İmparatorluğu AOH2

Oyun: Age Of Histroy 2

Devlet:Osmanlı Devleti

 

 

Etrafımızda güçlü bir düşman olmaması kısa sürede genişlememize yol açacak.

Venedikliler ileride başımıza bela olmasın diye onlarla iyi geçinmek zorundayız.

 

Ve Onun kuyruğu Ragusa ile.

Batıya seferde arkadan vurulmamak için Karamanoğulları ile iyi geçineceğiz. Yer yer onları Memluk belasından korumak için altın, at ve kılıç vereceğiz.

Çevremizde güçlü bir düşmanlardan sadece biri. Yok edersek önümüzde az kişi duracaktır. Yinede amaçlarımız için onlarla dost kalmak en iyisi.

Atinaya savaş ilan ettik. Onların ekonomik ve nufus gücüne ihtiyacımız var.

 

Yeni sınırlarımız.

 

Gerçek bir düşman barış bitince mutlak saldırı için şimdiden ilişkilerimizi düzeltmeliyiz.

 

Nüfüs politikamız pek iyi değil.

Doğuda Memlük dışı bir başka düşman.

Capitalism Lab kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum yapın