Yaşayan Efsane 16 Bölüm

Kelime Sayısı:799

16 Bölüm

 

İkiye Bölünen Okyanus II

 

‘’Ya izin vermezlerse’’ diye sordu. Borla ‘’Yaşamak istiyorlarsa mecburen verecekler. ‘’ dedi.  Kadran şu an yaşadıklarından dolayı şaşkındı bir sürü şey merak ediyordu fakat kendisini toparlayıp Borla’nın dediği yerine getirip koşmaya karar verdi. Metrelerce yükseklikteki sular öylece duruyor hareket etmiyorlardı. Korkmuyor değildi ama korkmanın da bir faydası olacağını düşünmüyordu, okyanus geri kapandığında başına gelecek kaçınılmaz sonu çok iyi biliyordu. İleride Borla’nın dediği gibi kapı vardı, 10 metre yüksekliğinde tahmin ediyordu, o koşmaya devam ederken okyanusun içinden başka bir gürültü daha koptu. Halen inanamıyordu bu derinlikte olan şehre içini merak etmiyor da değildi. O koşmaya devam ederken Borla onu izliyordu. Onun durumunu çok iyi anlıyordu. Dünyada birçok çocuk efsaneler ile karşılaşmadan büyüyor ve ölüyordu hatta efsane kelimesini bile duymayanların olduğuna emindi. Okullarda çarpıtılmış tarihler bilinmeyen dünyayı anlatmıyordu.  Aradaki mesafe hızlıca açılırken Borla da adımlarını hızlandırdı daha önce Kadran’ın duyduğu gürültüyü o duymadan önce hissetmişti. Borla ‘’Hadi Kadran daha hızlı vaktimiz daralıyor’’ diye arkasından bağırdı.

Bir zaman sonra Borla hafif koşmaya başlamıştı, kendisini fazla yormayı düşünmüyor gelişebilecek olaylara karşı tedbirini elden bırakmamak için enerjisini korumasını gerekiyordu. Yaşıtlarına uyup dünyadan elini eteğini çekmesi gerekirken o halen dünya gündeminde kendisini istemeden de olsa üst sıralarda tutmayı başarıyordu. Kadran kapıya yaklaştığında etrafta hemen hemen her şey dikkatini çekiyordu, bu dikkatini çeken biri de köpek balığı idi, Yeterince su olmayan ama çırpınarak çamura dönüştürmüş toprağın yüzerinde köpek balığı can çekişiyordu.  Kayalıkların altından üstünden yanından geçerek ilerliyordu, bazen yengeçlere basmaması için yolunu değiştiriyordu. Başta olan kaçma hissi artık son bulmuştu. Okyanusu ikiye bölebilecek kadar güçlü olan adam buna kesinlikle izin vermeyeceğine kanaat getirmişti.  Kendisine dayatılan hayatından öncekinden ne kadar zor olacağını bilmiyordu fakat az çok tahmin edebiliyordu. Kadran yorulmuş ama kapıya da epey yaklaşmıştı. O kapıya yaklaştıkça Borla da hızlanıyordu. Kolay olmayacağını biliyordu, okyanustaki hareketlenmeler onu düşündürüyordu.

Kadran sonunda kapıya varmış ve yumruklamıştı. İlk kez yaptıktan sonra soluklandı, dinlenmeye ihtiyacı vardı. Kapıyı yumruklamaya devam etti bir yandan da ayağı ile tekmeliyordu. ‘’Yenilmez efsane Borla burada yoksa şehrinizi ikiye böler çabuk!’’ diye bağırdı. Kendisi çocuktu sesini yumruk ve tekmelerini karşı taraf duyabilir miydi? Bilmiyordu. Sözlerini bitirirken durakladı tekrar soluklanmaya başladı, kapının diğer tarafından herhangi ses duymamıştı. Çocuk söylediği şeyleri bağırarak tekrar ediyordu. Gürültü giderek artıyordu, çocuk ne olduğunu anlamak için arkasını döndüğünde her şey olağan gözüküyordu okyanusun ikiye ayrılması dışında. Kadran ‘’Açın şu kapıyı ikiye bölecek diyorum’’ dedi. Kadran Borla’ya umutsuzca baktı. Kapıda sesler duyulmaya başlamıştı, geriye çekildi yukarıya baktı. Görünürde hareket eden bir şey yoktu. Hareketlilik içeride idi. İçerdeki kulede görevliler birbirlerine bakmışlardı.

 

‘’Borla mı? Dedi? Sordu arkadaşına ‘’Evet birisi Borla dedi’’ devam etti. ‘’Sanki çocuk sesiydi’’ dedi. Ayağa kalktı o sırada başka ses daha duydu ‘’Yenilmez efsane’’ kelimesi işte bunu duyduklarında yutkundular boğazları düğümlendi ve ciddileştiler. Ayağa kalkan adam aşağıya bakıp kulenin kapıları açtı. ‘’Kapıda Yenilmez efsanenin kelimesine duyduk hemen kule komutanını çağırın burada’’ dedi. Arkadaşı ‘’Ya umursanacak bir şey değilse’’ dedi.  ‘’Krimor’un ne hale geldiğini işittim, herkes döndüğünü söylüyor pencereye bak su seviyesi yok normalde pencerenin tamamı su olurdu. ‘’ dedi ve devam etti. ‘’Ya Yenilmez efsane ya da okyanusu kesebilen başka biri’’ dedi. Arkadaşı ‘’Bierta ve Akasele dışında okyanusu kesip bu kapıdan içeriye giren görülmemiş’’ dedi. İkisi içinde durum ilginçleşmeye başlamış bedenlerini korku sarmaya başlamıştı.  Genç olan efsaneler hakkında pek bir bilgisi yoktu, zaten konuşulması yasaktı halk arasında Kule komutanı kulenin yanına gelmiş ve başını yukarıya kaldırmıştı. Adam bunu fark ettiği anda söze başladı. ‘’Komutanım kapıda Yenilmez efsane ve Borla diyen çocuk sesi var.’’ Dedi. Kule komutanı etrafındakilere çabuk işareti yapmıştı.  ‘’Ne duruyorsunuz? Hemen kapıyı açın yoksa şehri yerle bir edebilir’’ diye bağırıyordu. Askerler tam ne olduğunu anlamadan komutanlarının verdikleri emri yerine getirmek için işe koyulmuşlardı.  Kapıları açmak için iki başlarda bulunan dümenlerin çevrilmesi gerekiyordu, askerler tüm gücüyle dümenleri çevirmeye başlamışlardı.

Kule komutanı daha hızlı olmaları emrediyordu. Kapı yavaşça açılmaya başlamıştı. Askerler kapı aralığından ikinci kapıya açmak için dümenlerin başına gelmişlerdi. Kule komutanı daha fazla yardım istemişti.  Kadran arkadan gelen gürültüye bir kez daha bakınca büyük yılana benzeyen kesici bıçakları olan yaratık ortaya çıkmıştı. Küçükken böyle yaratıkların serüvenlerde veya insanı korkutmak için olduğunu sanırdı. Boyunun okyanustaki dalgalardan daha fazla olduğu ilk bakışta anlamıştı.  Borla koşmaya devam ediyordu yolu yarılamıştı. Büyük yılan okyanusun kesilmesini fark etmiş ve meraktan orada gelmiştir. Büyük yılan onları daha yeni fark etmişti.  Kapı fazla açılmasa da insanın rahatlıkla geçebileceği kadar açılmıştı. Borla ‘’İçeriye gir!’’ diye bağırmıştı. Çocuk içeriye adımını attı. Birinci kapıdan içeriye girince askerler onun koluna girip götürmeye başlamışlardı. Kadran dirense de onlardan kurtulamadı. İçerisi beklemediği kadar aydınlıktı. Kule komutanı ve ardında askerler hayretle çocuğa bakıyorlardı. Koca kapıyı açtığın ufak bir çocuktu. Kule komutanı kendisini saniyede toparladı. Askerler okyanusu kesen ilk başta o olduğunu düşünmüşlerdi. Kule komutanı arkada koşmakta olan Borla’yı gördü, oldukça ihtiyarlamıştı. Kule komutanı

 

‘’Çocuğu güvenli bir yerde tutun’’ dedi. Kadran Borla’yı göstererek ‘’Ya o!’’ diye işaret etti. Kule komutanı ‘’Bırakalım da iki imparator kozlarını bir kez daha paylaşsın’’ dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 15 Bölüm

Kelime Sayısı:743

15 Bölüm

 

İkiye Bölünen Okyanus

 

Rüzgâr oldukça hızlı esiyor ve havayı serinletiyordu. Borla çocuğu sırtına almış rüzgâra karşı yürüyordu. Kadran ona sımsıkı sarılmış ve gözlerini yüzüne kadar kapatmıştı. Rüzgâra karşı bakma cesareti yoktu olsa bile Borla ona bakmamasını baktığında gözlerinin kör olacağını söylemişti. Başlarda Borla onu sırtına alma taraftarı değildi fakat rüzgârın çocuğu uçurabileceği düşüncesiyle onu sırtına almaya karar vermişti. Kadran ölüme terk edilmediği için halen sinirliydi, sebepsiz yere sahiplenilmişti.  Hayatta kalmak için amacı yoktu. Culdan krallığı peşine düşeceğini biliyordu.  Adamın bunu umursamadığını düşünüyordu.  İlerledikçe rüzgâr şiddetini arttırıyor ve fırtınaya dönüşüyordu.  Onun yürümesinin yavaşladığını anlayabiliyordu. Kadran ‘’O güçlerini neden kullanmıyorsun?’’ diye meraktan sormuştu. Koca şehri yok edebilecek güce sahip olan birisi bu fırtınayı durdurabilir veya üstesinden gelebilirdi. Fırtına o kadar şiddetlenmişti ki etraftaki seyrek ağaçları yerinden söküp götürüyordu. Kadran ‘’Neden fırtınayı durdurmuyorsun’’ diye ikinci kez sormuştu. Borla

 

‘’Yerimizi belli etmek istemiyorum en azından şimdilik’’ diye cevap verdi.  Kadran ‘’Nerede olduğumuzu bulabilirler mi?’’ sorusunu yöneltti. Borla başını salladı.  Fırtınaya karşı yolunu adımlarken ilerdeki ağaç gözüne çarpmıştı, gittiği yolun üzerindeydi. Fırtına onu sökmeye çalışıyordu. Ağaç direniyordu. Fırtına ne kadar uzun sürerse sürsün onu köklerinden kopartacağına emindi ve ağaç daha fazla dayanamadı.  Kadran çoğu zaman gözünü fırtınadan tarafa çevirmiyor olsa da ağacın sesini duyumsamazlıktan gelememiş olanların bir kısmını görmüştü.  Kadran ‘’Öleceğiz!’’ diye bağırmıştı, Ağacın kökleri dışarıya çıkmaya başlamıştı. Borla kılıcını kınından çekmişti. Ağacın son köklerinin yerle bağlantısı kalmayınca onların üzerine doğru uçmaya başladı, onların üzerine hızlıca geliyordu. Ağaç iyice yaklaştığında Borla ağacı ikiye bölmüştü, ikiye bölünmüş ağaç fırtınaya karşı direncini kaybetmiş ve parçalara ayrılmaya başlamıştı, parçalara ayrılan kısımları farklı yönlere giderek onları geride bırakmıştı. Kadran omzunun üzerinden kafasını çevirerek halen parçalanmakta olan ağaç parçalarına baktı. Ağaç kısa sürede gözden kaybolmuştu.  Kadran

 

‘’Daha bu fırtınada ne kadar ilerleyebiliriz ki?’’ diye sordu. İlerlemeye devam ederken önlerinde fazla yüksek olmayan tepe vardı, ağaçları yerinden söken fırtına Borla’ya hiçbir zarar veremiyordu. Kadran ‘’Sen fırtınadan güçlü müsün?’’  Diye sordu.  Borla onun sorusuna cevap vermedi fakat başka bir şey söyledi. ‘’Bu sıradan fırtına değil’’ dedi.  Tepeye daha hızlı adımlarla varmaya uğraşıyordu. Tepeyi görmeden önce yavaş ilerliyordu, onu görünce hızlanmıştı.  O tepeye ilerledikçe fırtına daha da şiddetleniyor o da daha hızlı adım atmak için daha fazla uğraşıyordu.  Sonunda tepeye ulaştığında fırtına etkisini yitirmeye başlamıştı.  Tepede okyanus gözüküyordu. Tepeden aşağıya inmeye başladığında fırtına dinmişti, artık Kadran’ın sırtından inmesinin vakti gelmişti. Biraz daha ilerdeki fırtına kendisini rüzgarlara bırakmıştı. Sırtındaki çocuğu indirdi.  İkisi birlikte yürümeye devam ediyor okyanusa yaklaşıyorlardı, rüzgâr artık eskide kadar güçlü değildi. Kadran uçsuz bucaksız okyanusa baktı. Güneşin batışı yaklaşıyordu.  Uzun yolculuk sonrası Borla istediği yere varmıştı.  Kadran ‘’Yolun sonuna geldik ne yapacağız?’’ diye sordu. Gidecek yer kalmamıştı. Borla ‘’Dediğim gibi dünyanın boynundaki köprüden geçemeyiz bu yüzden okyanusun içinden geçeceğiz’’ diye yanıt verdi.  Borla Kadran’a arkasında biraz uzak durması için işaret etti ve birkaç adım ileriye attı. Kılıcını kınından çıkardığında Kadran düşünmeye başlamıştı, hangi ara ağacı kestikten sonra kılıcı tekrar yerine koyduğunu hatırlayamadı.  Borla omzunun üzerinden Kadran’a baktı ve gülümsedi.  Kılıç kısa sürede siyah renge büründü ve kara duman çıkmaya başladı. Kılıcı havaya kaldırdı, hızlıca yere indirdi. Kılıçtan çıkan karanlık güç Kadran’ı yere düşürdüğü yetmezmiş gibi yerde geriye taklalar atarak Borla’dan uzaklaştırmıştı. Kılıcın keskinliği okyanus üzerinden gözle görülemeyecek kadar ilerledi, ardından büyük gürültü kopmuştu. Kadran tam olarak saldırıyı izleyememişti, kirlenen üzerini temizlerken toprağa bulanmış yüzünü eliyle siliyordu. Okyanus dalgalanmaya başlamıştı, karanın boyutunu aşmıştı.  Borla ona yaklaşması için işaret yaptı. Kadran onun yanına geldi hatta ondan daha ileriye gitti, okyanusun dibi görülmeye başlanıyordu. İki büyük dalga arasındaki sular çekilmeye başlamıştı. Borla kıyıya kadar yürüdü ve Kadran’ı tekrar sırtına aldı.  Kadran şimdi ne yapacaklarını bilmiyordu. Borla onu sırtına aldıktan sonra kara parçasının en ucuna geldi ve arkasını okyanusa verip aşağıya inmeye başladı.  Borla

 

‘’Sıkı tutun aşağıya iniyoruz ve aşağıya bakma bir süre başın dönebilir’’ dedi. Kadran hiçbir şey söylemedi sadece mırıldandı anlamsızca Borla ‘’Okyanus kapanmadan karşıya geçeceğiz’’ dedi.  Borla kayalıklardan aşağıya iniyordu. ‘’Daha sıkı tutun!’’ dedi. Kendini bırakır bırakmaz Kadran bağırmaya başlamıştı. Borla tekrar kayalıklara tutundu. Biraz daha aşağıya indi ve aşağıya atladı. Kadran’ı sırtından indirdi, Kadran ayakta duramayıp diz çöktü, dizlerinin bağı çözülmüştü. Borla yürümeye başladı o yürümeye devam ederken ellerinde kanıyor ve damlalar halinde toprağın üzerine düşüyordu. Kadran ayağa kalktı, iki tarafına baktı. Dev okyanus vardı bastığı toprakta türlü türlü yerde ölü yatan deniz varlıkları vardı. Borla ‘’Benden daha hızlı koşabilirsin evlat. Şimdi buranın sonuna kadar koş ilerideki kapıya ulaştığında onlara Yenilmez efsanenin geldiğini içeriye girmek istediğini izin vermezlerse şehri ikiye böleceğini söyle.’’ Dedi. Kadran ‘’Burada şehir mi var?’’ diye sordu. Borla ‘’Dediğimi yap evlat hadi yoksa senden önce varacağım oraya.’’ Diye söylendi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 14 Bölüm

Kelime Sayısı:920

14 Bölüm

 

Kalmukya Yerinden Oynadı

 

Yenilmez efsane Borla’nın yıllar sonra ortaya çıkışından sonra dünya üzerinde hareketlenme başlamıştı.  Dünyayı yöneten adam masasında dünya üzerinde düzen ve denge için düşünüyordu. Krallıkların birbirleri arasındaki savaşa sesini çıkarmıyordu. Savaşlar ona göre düzen ve denge unsuruydu.  Kapı tıklandı, İçeriye giren adım başını eğmiş öyle girmişti. Kapı fazla uzun değildi kısaydı. İçeriye giren herkes başını indirmek zorundaydı, dünyayı yöneten adam odaya girip çıkmasını başka bir kapıdan yapıyordu. O içeriye başını eğmeden giren tek kişiydi, ellerini birbirine bağladı.

 

‘’Efendim Yenilmez Efsane Bierta geri döndü. Çocuğunu Krimordan kurtarıp şehri yok etmiş. Aldığım habere göre şehirde Başaran da varmış. Şehre gelen savaş konsey üyeleri Bierta tarafından öldürülmüş. ‘’ dedi. Dünyayı yöneten adam tabağın üzerinden uzun tütün çubuklarından bir tanesi aldı ve ateşe tutup yaktı. İçine çekip dumanı dışarıya verdi. İçerideki adama bir şey söylemedi sadece çıkmasını işaret etti. Adam başını eğip dışarıya çıktı. Odada tekrar yalnız kaldığında ‘’Borla’’ diye mırıldanmıştı.  Bugünlere gelmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesiydi. Derslerdeki aldığı başarısızlıktan sonra atılacağı gün okul kurulu ile görüşüyordu.  Atılacağı gün Borla kurt tepesinde aldığı başarı yüzünden dünya çocukların önemini bir kez daha anlamış kurul ona son bir şans vermişti. O son şans hayatını değiştirip bugünlere kadar getirmişti. Çekmecesinden haritaları çıkarmaya başladı. İçinde Krimor’un olduğu haritayı bulana kadar araştırdı. Çok geçmeden haritayı bulmuştu, masaya serdi, Borla’nın nereye gideceğini düşünüyordu. Gözlerini kapattı.

 

‘’Sıra sende Borla gözlerini kapat ve uyu. Uyu ki seni bulayım’’ dedi.

 

 

Borla gözlerini açtığında elleri masaya zincirlenmişti. Han içerisinde iki kişiden başka kimse yoktu. Masanın diğer tarafında Dünyayı yöneten adam vardı. Onu bulabilmek için Borla’nın uykuya dalmasını beklemişti ve bu oldukça zor süreçti. Onu bulması üç gün sürmüş ve sonunda bulabilmişti. Borla masaya sabitlenmiş zincirleri kollarını kaldırarak kırdı. Borla ‘’Konuşurken serbest olmayı severim. ‘’ dedi.  Dünyayı yöneten adam Borla’nın yüzünü görmek istese de rüyasında bile yüzü karanlıktı, bu onun karanlık gücünün ne kadar muazzam olduğunu gösteriyordu. Dünyayı yöneten adam ‘’Sonunda geri döndün bir gün asla saklandığın yerden dışarıya çıkmayacağını zannetmiştim’’ dedi ve ekledi ‘’Senin gibi bir adamla savaşmak bana kıvanç verir’’ diye sözlerine ekledi. Borla

 

‘’Savaşacak mıyız?’’  Diye sordu. Dünyayı kurtaran adam ‘’Gerekirse’’ diye cevap verdi. Borla

‘’Gerekecek ve bu sefer ikimizden birisi ölecek’’ demişti. Dünyayı kurtaran adam gülümsemişti. ‘’Yani sen öleceksin Borla ben daima ayakta kalacağım, kazanacağım ve kazandıracağım. ‘’ dedi ve ekledi ‘’Belki bu sefer birlikte hareket edebiliriz dünyaya ikimiz yön verebiliriz. Seni de kendime ortak edebilirim’’ dedi. Borla kahkaha attı.

 

‘’Dünya iki kişinin yönetebileceği kadar büyük yer değil. Eğer birisi yönetmesi gerekiyorsa o da benimdir. ‘’ dedi. Dünyayı yöneten adam ‘’ Seni bilmem ama benim görecek çok yılım var senin ise zamanın oldukça dar’’ dedi.

 

 

Borla gözlerini açtığında gece olmuştu. Gözleri ilk Kadran’ı aradı, o halen uyuyordu.  Gece serinliği düşmüş ve ateş sönmüştü. Borla yeniden ateş yakması gerektiğine inanıyordu. Ateşi yakması harlaması gündüzden daha uzun sürmüştü karanlığın etkisi büyüktü, gerçi o karanlıkta daha iyi görüşü olmasına rağmen konakladıkları ovada odun ve çubuk bulmak epey zordu.  Kuru otların sayesinde ateşi kısa sürede harmanlamak daha kolaydı.  Ateş yeterince sıcaklığı vermeye başladığı zaman o da yattı, zaman zaman gecenin ilerleyen saatlerinde kalkıp ateşe topladıklarından atıyor ateşin sönmesini engelliyordu. Sabaha kadar ateşi söndürmedi.  Sabah olduğunda yola çıkma vakti gelmişti, Kadranı uyandırdı, Kadran ayağa kalktı toparlandı gözlerini ovuşturdu sapaklarını sildi.  Kadran

 

‘’Şimdi nereye gidiyoruz?’’ diye sordu.  Borla yolumuzun üzerinde eski birkaç dostum var onları göreceğim nerede yaşadıklarına dair fikrin var mı?’’ diye sorduğunda Kadran soruyu yanıtsız bırakmıştı. Borla ‘’Denizin dibinde yaşıyorlar’’ dediğinde Kadran çok şaşırmış nasıl olduğunu sormuştu. Borla sırıttı fakat hiçbir şey söylememeyi onu merakta bırakmayı tercih etti.  Yola koyulmuşlardı, Kadran aklı denizin dibinde kalmıştı ve kendi kendine düşünürken aklına gelen en ufak iyi bir şey yoktu.

 

‘’Beni denize mi atacaksın?’’ diye sordu. Borla ‘’Bunu neden yapayım?’’ diye sordu. Kadran ‘’Belki beni farklı şekilde öldürmek istiyorsun’’ diye cevapladı. Borla ‘’Hep kötü sonucu düşünerek böyle sonuca vardın değil mi?’’ diye sorduğunda Kadran başı ile onayladı. Borla ‘’İşte içindeki karanlık böyle bir şey hep kötüyü düşündüğün için bunu doğuştan yapabildiğin için gelecek vaat ediyorsun’’ dedi. Kadran

 

‘’Ya emeklerin boşuna çıkar istediğin kadar birisi olamazsam’’ dedi. Borla ‘’Benim eğitimimin sonucunda böyle sonuç yok evlat ya eğitimini tamamlayamadan ölürsün ya da benim istediğim kıvama gelirsin. Ortası yok hiçbir zaman olmadı.’’ Dedi ve devam etti. Borla ‘’Çok merak ettiğini biliyorum sana bir ipucu vereyim denizin altında yaşayan birileri var bizim gibi onları göreceğiz. Daha fazla soru sorma daha fazla detay ve ipucu yok gerisi senin hayal dünyana kalmış ama şunu bilmen gerek oraya ulaşmakta oradan çıkmakta kolay olmayacak’’ dedi. Kadran

 

‘’Oraya giderken ya boğulursak ben yüzme bilmem!’’ diye tepkisini gösterdi. ‘’ dedi. Borla ‘’Oraya gitmemizin asıl sebebi başka bir yolumuzun olmaması Krimorda yaptıklarım çok dünyaya yayılmaya başlamıştır ve köprüden geçmemize izin vermeyecekler dünyanın başka bir bölgesine gidebilmenin tek yolu denizin dibinden gitmek’’ dedi. İkisi daha fazla konuşmadan yola koyuldular. Borla uyumayarak iyi yol almıştı. Sabahın erken saatlerinde başlayan yürüyüşlerine gece olana kadar devam edeceklerdi. Gece olduğunda yeniden ateş yakıp dinleneceklerdi.  Kadran uzun süren sessizliği bozmaya kadar verdi.

 

‘’Ne kadar yolumuz var?’’ dedi. Borla ‘’Çok ama at bulursak bir buçuk günde varırız’’ diye yanıtladı.  Kadran heyecanla ‘’At bulalım o halde’’ dedi. Borla gülümsedi.  ‘’Bildiğim kadarı ile bize yakın yerleşim yeri bulunmuyor ve bulunsa dahi at bulacağımızdan emin değilim’’ dedi. Borla ona yerleşim yerlerinden uzak ilerlediğini söylememişti.  Kadran ‘’Yerleşim yerlerine yakın gidelim at bulur kısaca ulaşırız’’ dedi.  Borla ‘’Çocukluğunu yaşadığın şehri yok ettim daha yenilerini yok etmemek için olabildiğince yerleşim yerlerine uzak gidiyoruz.’’ Dedi. Kadran ‘’Çocukluğum iyi değildi yani orada üzüldüğüm tek şey üvey babamın bir mezarı dahi olmayacak oluşudur.’’ Dedi. Borla ‘’Arkadaşların yok muydu?’’ diye sordu. Kadran ‘’Yoktu’’ diye cevap verdi. İkisi konuşmayı bırakmışlardı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 13 Bölüm

Kelime Sayısı:858

13 Bölüm

 

Krimordan Kaçış

 

Kadran onun yanından ayrıldı ve koridorda koşmaya başladı. Askerler daha fazla geliyordu Başaran yoruluyordu, giderek sona yaklaşıyordu. Kadran tünelin sonuna geldiğinde ona bir kez daha baktı. Onun arkasına geçenlerden olmuştu. Dar alanda dövüşme yeteneği muazzam olsa da arkada onlarca askeri güçlükle tutuyordu. Merdivenlerden çıktığında mazgalın kapağının açıldığı görmüştü. İçeriye toz düşerken başını eğmişti, sonra tekrar yukarıya baktı. Kendisini idamdan kurtaran adam oradaydı.  Borla ‘’Başaran nerede?’’ diye sordu.  Kadran ‘’Geride’’ diye cevap verdi.  Başaran ‘’Reis görevimi yaptım’’ diye bağırdı. Borla elini uzatıp Kadran’ı oradan çıkardı. Başaran ‘’Reis buradan gidin’’ dedi. Borla çocuğu ayağa kaldırdı. Borla ‘’Hayatta kal!’’ diye seslendi.  Başaran bir şey söylemedi. Borla tünelin ağzını kapattı ve çocuk ile yürümeye başladı. Çocuk ‘’Onu orada mı bırakacağız?’’ Dedi. Borla ‘’O ve ben gerçekleşecek olanın farkındayız’’ dedi ve gökyüzünü işaret etti. Bu şehir Borla tarafından yok edilecekti ve vakit azalıyordu. Başaran ‘’Hiç denemedim’’ diye mırıldandı, başka seçeneği de yoktu.

700 numaralı adam ‘’Sana vereceğim küreyi en son çare olarak kullan’’ dedi. Sözünü hatırlamıştı. Ellerine aldığı iki küreyi yere attı. Tünelde büyük patlama oldu ve içerisi toz bulutu ile doldu. Borla ve çocuk patlamayı uzaktan duymuş geri dönüp bakmıştı, kapak havaya fırlamıştı ve toz dumanı karanlık dumana karışmıştı.  Borla çocuğu zamanında almıştı, karanlık duman ve hortum gelemeyeceği kadar uzaklaşmışlardı ve etkisi azalıyordu. Kadran ‘’Öldü mü?’’ diye sordu. Borla cevap vermedi ve onu geriye bakmasını engelleyerek önüne dönmesi için zorlamıştı. Borla ‘’Buradan hızlıca uzaklaşmak gerek’’ dedi. Kadran ‘’Beni neden kurtardın adımı daha bilmiyorsun?’’ diye sordu. Borla ‘’Yolumuz da uzun hikayemizde en başından başlayacağım ama adını bilmediğimi nereden çıkardın?’’ diye sordu. Kadran ona adını söyleyip söylemediği bilmiyordu tekrar düşündü emindi adını söylemediğine. Çocuk bir an olduğu yerden koşmaya başladı, boş arazide Borla’dan kaçıyordu.  Borla

 

‘’Bugüne kadar benden kim kaçıp kurtulabildi ki sen de kaçıp kurtulasın çocuk’’ dedi. Çocuk durdu ve arkasına döndü. ‘’En kötüsü ölürüm’’ dediğinde Borla’nın bir anda karşısına dikilmesi çocuğu epey ürkütmüştü.  Çocuk onun karanlık yüzüne baktığında daha çok korkmuş bir adım geriye atmıştı. ‘’Bir gün ölmek için yaşıyoruz evlat gerçek ailen öldürüldü. Bunun intikamını almadan ölecek misin?’’ diye sordu. Çocuk Borla’nın dediklerini anlamamıştı fakat konuştu. ‘’Onlar beni sattılar’’ diye tepki gösterdi. Borla başını aşağıya eğdi ve doğrudan çocuğa baktı.  Çocuk korkudan yere düştü ve düştüğü yerde öylece kalakaldı.  Borla

 

‘’Gerçekler çoğu zaman anlatıldığı gibi değildir evlat’’ dedi. ‘’Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’’ diye sordu.  Çocuğu ‘’Hayır! Ama güçlü bir ihtiyarsın’’ dedi. Borla ‘’Bilmeyenlere göre sadece ihtiyarım bilenlere göre Yenilmez Efsane Borla’yım sana göre Biertayım’’ dediğinde çocuk kendinden geçerek bayılmıştı. Borla çocuğu yerden kaldırdı ve omzuna aldı.  ‘’Şimdi daha hızlı yol yürüyebilirim’’ diye mırıldandı. Geriye bıraktığı şehir büyük yıkıma maruz kalmıştı, belki de artık kullanılamayacak durumdaydı. Burada gelip basitçe çocuğu alıp gitme niyetindeyken yine bir şehri yok edip ardına bakmadan yola koyulmuştu. Uzun zaman önce kaybettiği çocuğu geri almış birlikte neler yapabileceğine bakmaktı.  Bu çocuk karanlık güçlerle doğan tek çocuk değildi fakat Tarnovalı olan tek çocuktu, diğer çocukların hepsini kaybetmişti, kimisi kaybolmuş kimisi öldürülmüştü, elde kalan son çocuk en iyi şekilde eğitmeliydi.

 

 

Yolculuk son hızla devam ediyordu. Borla çocuğu sırtında taşıyordu, atı olmadığı için yürüyorlardı. Dünyanın Krimorda yaşanan olaylardan haberi olduğunu düşünüyordu. Çocuk henüz ayılmamıştı. Akşam olmasına çocuğu sırtından indirdi ve yere otların üzerine bıraktı. Yiyecek bir şeyler bulmalıydı, geniş otlaklara sahip bu bölgede yakın çevrede herhangi hayvan veya meyve ağacı bulunmuyordu. Araştırmaya ve gezinmeye devam etti, ormanı geriye bırakmıştı belki de o zaman durup dinlenmeliydi o biraz daha yol almayı istiyordu. İlk başta ulaşmak istediği yer çok uzak olmasa da yorgundu birkaç saat dinlenmeli ve bir şeyler yemeliydi.  Yere eğildi ve doğanın sesini dinlemeye başladı, bir şeyin hareket ettiğini duyuyordu otların arasında yavaşça yerinden doğruldu ve belindeki bıçağı hareket eden şeye fırlattı. Hızlı davranmış ve hayvan inlemesini duymuştu. Otları açtığında sadece küçük tavşan avladığını görmüştü.  Önce bıçağını çekti, sonra tavşana aldı, çocuğu bıraktığı yere geldi, etrafta küçük taşlardan etrafı çevirdi.  Çalı çırpı küçük odun parçaları ve kuru ot buldu.  Ateş yaktı yaş çubuk bularak bıçağı ile oydu. Tavşanın derisini yüzdü, kanını dışarıya akıttı.  Tavşanı ateşe tuttu, heybesinden biraz yağ çıkartıp onu pişirirken tavşanı çeviriyordu. ‘’Kadran uyan!’’ diye bağırdı. Çocuk kendi adını duyunca gözlerini araladı. Ateşin başında olduğunu fark etmişti, karnı gurulduyor ve susuzdu. Borla

 

‘’Öyle bir bayıldın ki uyandırmasam açlık ve susuzluktan ölecektin. Borla ona matarasını attı. Kadran matarayı kaptığı gibi suyu içmeye başladı. Tavşanı çeviriyor iyice pişmesini sağlıyordu. Ateşten çekti ve biraz kesip Kadran’a uzattı. Kadran bir parça aldı tadı tuhaftı diğer yediği etlere benzemiyordu. Borla

 

‘’Adını biliyormuşum değil mi? Bir gün bekletilseydi daha tatlı olurdu ama amaç tadı değil karnı doyurmak’’ dedi. Yine de tadına alışınca çok yememek gerek tavşan eti ömür kısaltır’’ dedi. Gülümsedi. Kadran ‘’Ölümden geri geldim bir şey olmaz’’ dedi. ‘’Kaç gündür uyuyordum?’’ dedi. Borla ‘’Üç gündür dedim ya eti ve suyu görünce kafan dağıldı, kendini toparla yolculuğun geri kalanını seni sırtımda taşımayacağım. ‘’ dedi. Kadran ‘’Bana gerçek ailemden bahset’’ dedi. Borla biraz daha atıştırdıktan sonra yere uzandı

 

‘’Baban bir oduncuydu anneni bilmiyorum. Haklarında fazla bilgim yok fakat doğduğun gün onların öldürüldüğü gündü. ‘’ dedi.  Kadran ‘’Sonra?’’ dedi. Borla ‘’Gülümsedi ses tonu cezbedemeyeceği çocuk yoktu ama devamını getirmeyecekti. ‘’Dinlenmem gerek evlat vakit buldukça hikâyenin ana hatlarını hatta istersen detaylarını sana anlatacağım’’ dedi. Kadran bozulmuştu ama elinden bir şey gelmezdi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 12 Bölüm

Kelime Sayısı:770

12 Bölüm

 

Belki Başka Bir Gün

 

Gereko yaklaşan tehlikenin farkındaydı, şehrin bir kısmı karanlığa gömülmüştü. Xitrus saldırıda bulundu Borla da saldırdı onun karanlık gücü aydınlık gücü ile yapılmış saldırıyı parçalayarak Xitrus’e ulaşmıştı. Xitrus gelen saldırı savunsa da darbe almış ve metrelerce geriye fırlamıştı. O sırada Fekas Borla’ya arkasından saldırıyordu. Oldukları yer tamamen karanlık olmuşlardı, Borla oldukça zor görülüyor ve karanlık güç onların gücünü emiyordu.  Gereko, Xitrus güçlerini açmıştı. Fekas evin yığınların arasından çıkıyordu. Karti cansız bedeni ikiye bölünmüş yatıyordu. Gereko ve Xitrus aynı anda saldırıya geçtiler. Borla da onları takip etti. Fekas yeni toparlanıyordu. Üçlünün saldırıları birbirlerine ile çarpıştı ve ufak bir sallantı meydana geldi, yerden Xitrus ve Gereko tarafından beyaz toz bulutu kalkarken Borla’nın tarafından ne kalktığı görünmüyordu. Borla bastırdıkça onlar geri çekilmek zorunda kaldı. Borla’nın gücüne ikisinin gücü karşı koyamıyordu.

Kılıcın gücünü yitirdiğinin farkında idi. Her ne kadar kılıcına karanlık gücünü eklese de özel veya lanetli kılıçlardan olmadığı için bu kadar sert dövüşe dayanacağını düşünmüyordu. Onların geri çekildiğinde Borla yumruğu ile alan saldırısı yaptı. Xitrus ve Gereko kılıçları ile durdururken Borla onların yanından uzaklaşmıştı, biliyordu Fekas’ın saldırı yapacağını bir anda ortadan yok olan Borla’yı aradı gözleri arkasından birisi onun omzunu tuttu, Kemikleri çatırdamaya ve kırılmaya başlamıştı. Borla elini biraz daha güçlendirdiğinde Fekas’ın omzunu bedeninden eliyle ağırdı. Fekas acı ile bağırdı. Borla

 

‘’Her şeyin bedeli vardır ve ben bedel ödetenim.’’ Dedi. Kılıcı ile Fekas kafasını gövdesinden ayırdı.  Xitrus Gereko savaşa odaklanmaları tamamen değişmişti artık hırsları harekete geçmişti. Bu Borla’nın istediği bir duyguydu. Borla sol yumruğu bütün gücüyle vurdu. Büyük bir rüzgâr ile ilerleyen yumruk Xitrus’e denk gelmiş ve hazırlıksız yakalanmıştı, yerden havalandı ve metrelerce geriye düştü.  Gereko ona saldırdı. Borla kılıcı eliyle tuttu. Bedenini karanlık güçle kapladığı için gelen saldırıyı rahatlıkla eliyle durdurabiliyordu. Karanlık duman şehrin her yerine hâkim olmuş gibiydi bu olay Borla’nın gücünü artırırken Gereko ve Xitrus gerçek güçlerini ortaya koyabilmeleri için daha fazla çaba sarf etmek zorundalardı. Borla

 

‘’Geri çekilin, çocuğumu bana bırakın aramızdaki mesele kapansın’’ dedi. Gereko ‘’Şehri yok ettin savaş konseyindeki arkadaşlarımı öldürdün bu saatten sonra seninle asla barışmam ve bu savaştan da çekilmem. Daha ne kadar karanlık gücünle bu şehrin üzerini kapayabilirsin ki?’’ diye sormuştu. Borla

 

‘’Sizleri öldürene’’ kadar diye cevap verdi. Xitrus güç bela kendisini toplamıştı göğsünde yara vardı.  Borla yumruğunu tekrar vurduğunda Gereko’nun kılıcı parçalanmıştı, yumruğunu tekrar vurdu bu sefer Gereko yumruğa yumruk ile karşılık vermiş ikisinin yumruğu çarpışmıştı. Yumruklar çarpıştığında Gereko’nun kolunda kırıklar ve kemiğinde çatlaklar meydana geldi. Gereko kolunu acı ile çekti. Xitrus Borla’ya saldırdı ve Borla ondan daha hızlı davranıp geriye çekilmiş daha iyi konumlanmıştı. Xitrus göğsüne aldığı yara derindi. Gereko diğer kolu ile saldırmaya çalıştı. Borla bu sefer hareket etmemiş onun gelmesini beklemişti. Onu kolundan yakalamıştı, kolunu Gereko’nun koluna yılan gibi dolamıştı. Biraz kendine çekip kolu sıkıştırdı. Diğer eli ile Gereko’ya bitiriş vuruşu yapması için kullanacaktı fakat Xitrus tekrar saldırıya geçmesi üzerine kılıcı yerine elini kullandı. Xitrus’ün saldırısı bertaraf ettiği gibi ona karşı saldırı da bile bulunabilirdi fakat Gereko ile Xitrus le aynı anda hızlıca mücadele edemezdi. Gereko’nun elindeki kolunu da kırdıktan sonra ‘’Neden?’’ diye sordu.  Onların cahil olmadığını kendisi hakkında az çok, iyi kötü bilgisi olduğunu biliyordu. Gereko

 

‘’Seni yenmek kadar ayrıcalıklı bir şey varsa bu dünyada o da Akaseleyi yenmektir.’’ Dedi. Borla bir şey söylemedi hayatı boyunca bu ve buna benzer onlarca söz duyduğuna emindi. Kılıcını çıkardı ve yapması gerekeni yapıp Gereko’nun başını gövdesinden ayırdı.  Xitrus ona yaklaştı ve tekrardan saldırıya geçti, Borla artık uğraşması gereken bir adamı daha aradan çıkartmıştı. Saldırı başlarda yaptığı kadar etkili değildi, göğsünden aldığı yara derindi ve hızlıca hareket etmesi ve savaşta olması daha fazla kan kaybetmesine ve yaranın daha çok açılmasına sebep olmuştu. Borla bu sefer kendisini savunmadı, gelen saldırıyı savunmaya gerek görmeden karşı saldırıya geçti. Onun yanından arkasına geçerken göz göze gelmişlerdi. Yaşına rağmen hızından pek kaybetmemişti. Xitrus arkasına dönmesine bile fırsat vermeden kılıç darbesi ayaklarını kesti. Xitrus yere düşerken Borla onu boynundan yakaladı. Borla

 

‘’Hiçbir şey yaşanmamış ve sadece Bretonaska savaşına odaklandığını düşün’’ dedi ve kılıcı ile boğazını kesti.  Xitrus te yere düştüğünde savaş konseyi tamamen yok edilmişti. Karanlık bütün şehri kaplamış ve hortumlarla yok etmeye başlamıştı. Borla onların nerede olduklarını az çok tahmin ediyordu. Başaran ve çocuk zamanında şehirden kaçmayı başaramamış tünellere girmişlerdi, tünellere saklanan sadece onlar değildir, askerlerde onları takıp edip girmişlerdi. Tünellere gelen askerler artıyordu. Tünelin sonu şehirden çıkıyordu. Başaran çocuğu sürekli arkasında tutuyor onun arkasına geçmek isteyenleri öldürüyordu.  O çok yavaş ilerliyordu, tünelin sonu uzak değildi fakat ne kadar dövüşeceğini bilmiyordu. Başaran ‘’Tünelin sonuna kadar git bir çıkış olacak merdivenlerden çıkıp mazgalı aç’’ dedi. Kadran ‘’Ya sen’’ diye sordu. Başaran ‘’Ben sen çıkana kadar onları oyalayacağım’’ dedi. Kadran ‘’Sonra’’ diye sordu. Başaran ‘’Sonrası yok çocuk dediğimi yap ikimizin de fazla vakti yok.’’ Dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 11 Bölüm

Kelime Sayısı:773

11 Bölüm

 

O Geri Döndü

 

Askerlerde bir hareketlilik ortaya çıktığında Savaş lordu Karti belediye binasına girmişti, yerde Lord Magran üst katlardan aşağıya indirilmiş ve yere konmuştu. Sinirlenmişti, kimin yaptığını sordu. Aslında biliyordu fakat sormuştu. Askerler ‘’Başaran yaptı, onu zehirli bıçaklarına zehirlemiş’’ Karti ‘’Adi herif ancak bu şekilde yenebilirdi onu. Düzenbaz!’’ diye söylenerek olduğu yerden öfkeyle ayrıldı. Askerler yukarıya katlara Başaran ile dövüşmeye çıkarken bir anda durdular yerlerinden kımıldayamaz hale gelmişlerdi, korkudan kılıçlarını yere düşürmüşlerdi. Karti kafasını kaldırıp baktığında karşılarında Borla olduğunu gördü. Onu beklenmedik şekilde karşısında gördüğünde herkes gibi o da şaşırmıştı.

 

‘’Sen buraya nasıl gelebildin? Yoksa dışarıya herkes öldürdün mü?’’ diye sordu. Onca güvenlik önlemine rağmen onun binanın içine kadar girmesine anlam veremedi. Bir yanlışlık olduğunu düşünse de aslında onu karşısında görmek istememeye başlamıştı. Bir hevesle ve hırsla Borla’yı indirmek için giriştiği çabaları sonuçsuz kalmıştı.  Borla

 

‘’Tecrübe, senin satın alamayacağın kadar değerli olgudur.  Anan seni doğurmamışken ben aynısını yapıyordum. Kalmukya da gerçekler her ne kadar saklanıyorsa da savaş konseyi olarak saklı tarihe erişimin var biraz okumaya ilgin olsaydı burada olmamın sürpriz olmayacağını anlardın’’ dedi. Karti karşılık veremeden Borla askerlerin arasından geçip onu boynundan yakaladı ve dışarıya fırlattı, binanın girişinde askerler sayılarına güvenerek ona saldırmaya çalışsa da birkaç saniyede ortalığı kan gölüne çevirmişti. Karti dışarıya fırladığında başına askerler gelmiş Gereko, Xitrus ve Fekas ona doğru ilerlediğinde askerler kenara çekilmişlerdi. Xitrus ‘’Bizimle başa çıkarmazsın Bierta teslim ol adına yakışır şekilde seni idam edelim. Bunca yılın yorgunluğu var üzerinde. Çocuğunun da canına bağışlarız. ‘’ dedi. Borla kendinden emin onlara yürümeye başladı. Kılıcını yere doğru tutup kılıcı kaplayan kanların yavaşça yere damlıyordu.

 

‘’Kan dökmekten hiç yorulmam’’ dedi. Kılıcı savurdu ve kılıçtaki bütün kanlar yere düşmüştü. Magran öldü sıra size geldi. Başka sadece çocuğumu almaya gelmiştim ancak sizin pazarlık yapmaya niyetiniz yok. Krallığın dik kafalı adamları olarak karşıma çıktınız hem canınızdan olacaksınız hem bu şehir yıkılacak. Bitti mi? Hayır sizin düşüncesiz hareketiniz yüzünden Culdan sizin gibi savaşçıları kaybedip Bretonaska savaşına girecek’’ dedi. Onlara söz hakkı tanımadan sözlerine devam etti.

 

‘’Yetenekli olabilirsiniz ama tecrübe ve akıldan yoksun yetenek hiçbir işe yaramayacaktır. ‘’ dedi. Borla kılıcını çekti, siyah rengine bürünmüş kılıçtan kara duman çıkıyordu. Kaderin kılıcının mührünü bozmamıştı ve bozmayı da düşünmüyordu. Borla onların ve kendisinin söylenecek sözünün kalmadığını biliyordu onların gelmesindense Borla onların üzerine yürümeyi tercih etti. Yaşına ve düşmanın sayısına bakmadan ilerliyordu. Hayatta onun karşısında bu korkulan kişiliği düşmanları hep bir kez daha düşünmeye itmişti. Borla hızlıca harekete geçti, Gereko ve Xitrus diğerlerinden hızlı davranıp saldırıyı savunmak amacıyla ileriye atıldılar. İki Yüce savaşçı Borla’nın saldırısını durdurmuştu. Borla’nın tarafında çıkan kılıç kıvılcımları karanlığa dönüşüyordu, karşı tarafında bir süre parlayıp sönüyordu. Elinde normal kılıç vardı, bu tarz güçlü saldırılara karşı dayanamayacağını çok iyi biliyordu.

 

Şehre dışarıdan yaklaşan kara duman vardı, yerden gökyüzüne kadar kaplamıştı rüzgarlar neticesinde Borla’nın arkasından geliyordu. Bu kara duman ve rüzgarlar felaketin habercisi idi. Rüzgarlar yerini hortuma bıraktığında ve şehre gelmeye başladığında önüne ne gelirse yok edecekti. Bu şehri yok etmek için bir saldırı da olsa da Kadranı rahatlıkla öldürebilirdi kara duman şehre varmadan onu tekrar yanına almak istiyordu. Başaran’ın hakkında bir bilgisi yoktu. Sağ bırakacağı askerlerden yeterince bilgi almayı planlıyordu. Saldırıdan sonra geriye çekilen Borla oldu, Xitrus ve Gereko karşı saldırı yapma imkânı doğmuştu ama Borla’nın en çok dikkatini çeken Fekas ve Karti’nin hamleleri idi. Kendisine değerlendirilmek üzere verilecek bir hata ile hepsini rahatça öldürebilirdi. Borla onların saldırı yapmasına izin vermedi ve tekrardan saldırdı. Gereko ve Xitrus saldırılarına karşı koydular. Borla boştaki eli le Gereko’yu zırhından tutup fırlattı. Gereko yere düşüp yuvarlandı. Xitrus geriye çekildiğinde Fekas ve Karti saldırıya geçmişti. Birisinin saldırısını kılıcıyla diğerinin saldırısını çıplak eliyle durdurdu.

Gereko çabucak yerden kalksa da afallamıştı, tuttuğu zırhtan kolayca yere atılıp fırlatılması ile kendisini aşağılanmış gibi hissetti. Borla daha çok bastırınca ikisi de geriye çekilmiş o sırada Xitrus saldırıya geçmişti. Gelen saldırıyı yumruğu ile durdurmuş ve ayağının bir tanesi yerden biraz kalkmıştı. Gereko onun boşluğunu değerlendirip saldırıya geçti. Borla yere düşüp yuvarlandı. Bir dizini yere verdi. Gereko

 

‘’Bugüne kadar yere düştüğünü gören olmamıştır’’ dedi. Onların kendine güveni gelmişti. Çizik bile atılamayan adam yere düştü ise öldürülebileceğine inanıyordu.  Borla ‘’Ben çocukken savaşırken yere düşmüştüm beni yere düşürenleri ve bunu gören düşmanları öldürdüm. ‘’ dedi. Borla ayağa kalktı.  Karti hücuma geçmişti. Borla’nın beklediği anlardan birisiydi. Onun bu hamlesi gören diğerleri de harekete geçmişti. Teke tekte Borla’nın yenilmezliği ile biliniyordu.  Borla ayağa kalktı ve hızlıca hareket etti. Karti’nin yanından geçti ve onun yüzüne baktı. O sadece ileriye bakıyordu. Borla Fekas ile karşılaştı ona tekme atarak geriye uçurdu ve evlerin bir tanesinin duvarını yıkarak içeriye girdi.  Gereko karşı ilerledi. Xitrus bir an durmuştu. Borla’nın Karti’nin belinden kesip ikiye bölmesine bakıyordu. Borla etrafında kimse kalmamıştı.

 

‘’Ordum savaşlarda yenilmiş olabilir ama ben halen yenilmiyorum ve öyle kalacağım ölümüm de bu yönde olacak’’ dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 10 Bölüm

Kelime Sayısı:744

10 Bölüm

 

Belediye Binası

 

Havada tuhaflık vardı, rüzgâr esiyordu. Başaran onların nereye gideceğini öğrenmişti, kendisi sokaktayken her yerde askerler vardı etrafı sıra sürede çevrilebilirdi vakit kaybedemezdi, çocuğu kaybetmek ve verilen görevi yerine getirememek gibi lüksü yoktu. Sokağa çıkma yasağı getirilmesine rağmen uygulanamamıştı. Lord Magran belediye binasına sığınmıştı.  Çocuğu Başaran’ın ellerinden almayı başarmıştı.  Savaş Lordu Fekas ve Karti belediye binasını koruyorlardı. Çocuğu hemen idam etmektense kaçırıp Borla’ya karşı kullanmayı planlamışlardı.  Aradan bir zaman geçtikten sonra Xitrus ve Gereko oraya gelmişti. ‘’Çocuğu öldürdünüz mü?’’ diye sordu Gereko. Fekas ‘’Hayır’’ yanıtını verince Gereko küplere binmişti, ‘’Hemen öldürün!’’ dedi ve ‘’İşimizi şansa bırakamayız’’ dedi. Karti askerlerden bir tanesine Gereko’nun mesajını iletti. Gereko etrafına bakıyordu. Xitrus

 

‘’Başaran’ın burada olması tesadüf fakat Bierta’yı görmesi bizim için dezavantaj.’’ Dedi. Gereko ‘’Başaran çocuğu bile kurtarmış olabilir’’ diyordu.  Birkaç dakika bekledikten sonra çocuğun halen ellerinde olduğunu öğrenince rahatlamıştı.

 

Birkaç dakika önce

 

Çocuk sandalyeye bağlanmış başında asker bekliyordu. Etrafında dönüyordu. Çocuk ise ona bakıyordu. Son günlerde hayatında yaşamadığı olayları yaşamıştı. Kafası karışıktı neden kendisini kurtarmak için daha önce tanımadığı adamlar bu kadar uğraşıyordu.  Adımların yaklaştığını hissedince odanın içerinde yürümeyi bıraktı ve çocuğun başına geçti. Odanın kapısı açıldığında Lord Magran içeriye doğru baktı. Çocuk bağlıyordu. ‘’Çocuk idam emri verildi diğer odaya geçir’’ dedi ve kapıyı kapattı. Asker onun ellerini ve ayaklarını çözdü. ‘’İyi zamanlamayla gelmiştim yine içinden çıkılması zor durumla karşı karşıya kaldık.  Şehrin üzerine karanlık geliyordu. Güneşin tepede olduğu saatlerde karanlık bulutlar güneşi örtüyordu. Dışarıya Gereko ‘’Hazırlanın o geliyor’’ demişti. ‘’Gidiyoruz’’ demişti asker çocuğu kolundan tutmuştu. Asker dışarıya çıktığında başka askerler de gelmişti.  Asker belindeki küreyi çıkartıp duvara vurdu, küre çatlayınca yere attı. Meydana gelen küçük patlama koridoru beyaz dumana boğmuştu, göz gözü görmüyordu. Çocuğun eli zorla tutuluyordu. ‘’Sen onlardan değilsin’’ dedi.  İkisi birlikte dumanın içinden çıktı ve üst kata çıktılar etrafta bu kadar savaş konseyi üyesi varken aşağıya inmek doğru değildi. Çocuk ‘’Buradan kaçamayız’’ dedi. Adam güldü ‘’Sen daha benim kim olduğumu anlayamadın ama olsun yakında öğrenirsin.’’ Dedi.

 

Şehir çanlar çalınmaya başlamıştı, şehir boşaltılmaya başlamıştı. Savaş konseyinin hepsi belediye binasındaydı bunun en büyük sebebi Lord Magran’ın belediye binasına sığınmasıydı. Yüce Savaşçı Gereko ‘’Bedeliye binasının güvenliği sağlandı mı?’’ diye sordu. Asker ‘’Evet dediğinde’’ başka asker onun yanına gelmişti. ‘’Çocuk kaçırılmış’’ dediğinde. Gereko sinirlenmişti. ‘’Başaran!’’ dite sinirle haykırdı. Yüce Savaşçı Xitrus elini Gereko’nun omzuna attı. ‘’Hazırlanmalıyız Gereko o geliyor Krimorda bulunan yedek askeri birliğin yok edildiği haberini aldım. O şu an tam üzerimize doğru geliyor’’ dedi. Lord Magran her tarafta Başaran ve çocuğu arıyordu. Lord Magran ‘’Odalara bakın dışarıya çıkmış olamazlar bu kadar askerin arasından kaçamazlar ben yukarıya çıkıyorum’’ demişti. Askerler odalara ve binanın çevresine bakmaya başladılar. Magran tek başına yukarıya çıktığında Başaran ve çocuğun daha en üst kata çıkmaya çalıştıklarını gördü. ‘’Başaran!’’ diye seslendi. Başaran ve çocuk durmuştu. Askerler diğer taraftan bulundukları kata çıkmışlardı.  ‘’İnat etme buradan çıkamayacağını biliyorsun.’’ Dedi. Başaran çocuğu tutup odaya soktu.  ‘’Ben gelene kadar bu odada beni bekle ve kapıdan mümkün olabildiğince uzak dur.’’ Dedi. Kadran kapıya uzak bir yere köşeye geçti ve yere oturdu. Başaran kapıyı kapattı. Belindeki küçük çantasında ip çıkardı ve kapının önüne yerleştirip kapının koluna doladı. Yerleştirdiği ipe boya sürdü. Askerler ve Magran ona doğru yürüyordu.  Başaran eliyle sol kolunu tuttu. Elindeki saklı mekanizmadan çıkan bıçak askere saplanmıştı. Askerler yere düşmekte olan askere baktıklarında küçük bir patlama meydana geldi. Askerler parçalara ayrılmışlardı, kolu ayağı ve kafası kopanlar vardı. Başaran yeni hedefi Magran idi. Kolunu ona doğrulttu fakat üzerine gelen kılıç darbesini kısa kılıcı ile durdurmuştu. Boştaki elini Magran’ın göğsüne vurarak onun birkaç metre geriye gitmesine sebep olmuştu.  Başaran kısa kılıcını tekrar kınına sokarak onunla dövüşmek için esas kılıcını çıkardı.

 

Arkadan gelen askerler olduğunu fark edince küçük çantasından misket toplarını çıkartarak geriye fırlattı. Bu toplar büyük patlama oluşturmasa da insan bedenine kalıcı hasar verebilecek kadar güçlüydü.  Magran hızlıca saldırıya geçti. Başaran ona küçük bıçaklarını fırlattı. Magran onları savuşturdu. Başaran kılıcını ileriye doğru sapladı, Magran onun saldırısını durdurdu fakat Başaran boştaki hünerli eli ile fırlattığı bıçaklar onun göğsüne saplanmıştı.  Üzerinde güçlü bir zırh olmasına rağmen küçük bıçakların zırhını kolayca delip bedenine saplanmasına şaşırmıştı. Bu onu durduramazdı fakat Başaran bir iki adım geriye çekilmişti, o sırada farkında olmadan Kadran’ın olduğu oda parçalanmıştı. Magran ileriye daha adım atamadı ve elindeki kılıcı düşürdü. Ne olduğunu başta anlayamamıştı, hissediyordu bedenine bulaşan zehri. Başaran onu yalnız bıraktı ve odaya girdi, tembihlediği gibi Kadran kapıdan uzak durmuş ve köşeye sinmiş onun gelmesini bekliyordu. ‘’Hadi buradan çıkalım artık.’’ Dedi. Kadran ayağa kalktı ve onun peşine takıldı. Etrafı iyi korunan belediye binasından çıkmanın sadece iki yolu vardı, birincisi kargaşa çıkarmak ikincisi Borla’nın belediye binasına ulaşmasını beklemek.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 9 Bölüm

Kelime Sayısı:777

9 Bölüm

 

Uyanan Güç

 

Kadran oradan uzaklaşıyordu, yeterince hızlı değildi ve kaçamadı da askerler onu kısa sürede ele geçirmişler ve ona diz çöktürmüşlerdi. Magran, Gereko, Karti ve Xitrus ise Borlayı tutuyorlardı.  Bir fırsatını bulup kaçmalıydı.  Bierta kendisine yapılan saldırılardan kaçmaya çalışıyor her seferinde bir saldırıyı savuşturmak zorunda kalıyor kendisine kurulmuş çemberden uzaklaşamıyordu. Gereko ‘’Ne duruyorsunuz hemen boğazını kesin!’’ demişti. Borla sürekli saldırı yiyerek gerçek gücünü kullanamıyordu. Çocuğu tutan askerler onun el ve ayaklarına hâkim olmuştu asker kılıcı çekmişti. Borla elinde kalan son hayata tutunma amacındaydı. O sırada asker yere düştü, kalabalığın ortasına nereden geldiği belli olmayan bir kişi saniyeler içinde üç kişiyi doğramıştı. Kılıcını havaya kaldırdı.

 

‘’Ya ölüm ya zafer! Efendi Borla. Ben buradayım emrinizdeyim. Size hizmet benim görevim Yüce Borla.’’ Dedi. Borla bir an olsun umutsuzluğa düşmemişti sesi duyunca kahkaha attı, herkes gardını düşürdüğünde o kılıcına daha sıkı sarıldı. ‘’Başaran’’ diye mırıldandı. Borla yüksek sesle ‘’Sonuçları ne olursa olsun o yaşamalı’’ dedi. Başaran çocuğu askerlerin elinden aldığı gibi sırtına almıştı. Çocuk şaşırmış hayretler içinde kalmıştı, ölmesini ve yaşamasını isteyenler vardı. Yaptığının bir suç olduğunu biliyordu ama hiç tanımadığı adamların kendi canı pahasına onu korumasını anlayamıyordu. Hayatında üvey babasından başka kimse ona değer vermemişti. Kendisini bildi bileli sokak piçi olarak anılıyordu.  ‘’Neden? Neden ben?’’ diye söylendi.  Bierta ‘’Bu şehri terk edin’’ dedi.

 

Başaran başıyla onayladı, Gereko o sırada hamle yaptı. Bierta onun hamlelerinden kurtulmaya çalışıyordu. Gereko oldukça iyi saldırılar düzenliyor irade gücünün sınırını kullanmaya başlıyordu. Onun her vuruşunda kılıçlar kızışıyor çıkan enerji yakınlardaki binaları yerle bir ediyordu. Diğerleri Gereko’nun işareti ile Başaran’ın peşinden gitmişti.  Daha birkaç bina şimdiden yerle bir olmuş etrafı toz duman bulutu kaplıyordu.  Toz bulutu dövüşü kesmişti, gökyüzünü yavaş yavaş kararıyordu. Gereko ‘’Borla gerçek yüzünü gösteriyor’’ diye mırıldandı. Gereko artık onu göremiyordu. Yıkılan binalardan gelen tozlar araya girmişti şimdide gökyüzü kararıyordu. Avcı iken av durumuna düşmüştü. En ufak bir ses bile duymuyordu. Gereko etrafına dikkatlice bakıyordu. Yapabileceği en ufak bir hata Borla tarafından öldürülmesine sebep olabilirdi. Avantaj Bierta’ya geçmişti. Bu avantajı Borla kullanmak istemedi, onun dövüşmekten daha önemli işi vardı. Hayatı boyunca bir adet fazladan yüce savaşçı öldürmek onun için pek çekici gelmiyordu, aynı şeyi diğer taraf için söylemek imkansızdı. Oradan uzaklaştı ve çocuğun peşine düştü. Şehir ayaktaydı Başaran’ın peşinde birçok kişi vardı. Ona güveniyordu fakat o bile bunun altından kalkamayabilirdi. Gereko halen onun orada olduğu sanıp aramaya devam ederken o çoktan uzaklaşmıştı.

 

Nereye gittiklerine dahil bir fikri yoktu. Karanlık gücünü henüz kullanmadığını düşünse de havada tozların bir kısmı kara olmuştu.  Bierta ilerlemeye başladığında şehirde çanlar çalınmaya başlamıştı. Şehir boşaltılıyordu sanki şehrin başına ne geleceğini biliyorlar gibi.  Başaran ve çocuk birlikte kaçıyorlardı fakat askerler her taraftaydı, kısa sürede neredeyse bütün köşe başları tutulmuştu. Onu zamanında bir eve sokup kendi üzerini ve çocuğun üzerini değiştirmeyi başarmıştı. Şehir boşaltılırken kaçma şansı olabilirdi. Uzun yıllar sonra kendisine verilen bu görevi başarısızla sonuçlandırmak istemiyordu gerçi başarısızla sonuçlandırdığı hiçbir görev olmamıştı ama bu farklı olduğunu hissediyordu.  Bu kadar askerin ve savaş konseyinin üyeleri arasından sıyrılmak uzun zamandır yaşamadığı macera olacaktı. Çocuk sorular sorsa da ona çok nadir cevap veriyor onun sorduklarını kendisi bile cevabını bilmiyordu. Evden dışarıya çıkmadan önce çocuk ‘’Kaçabilecek miyiz her yer asker?’’ diye sordu. Başaran

 

‘’Daha önce de bu kadar asker peşime düşmüştü kaçmayı başarmıştım ama bu durum biraz farklı hiç bu kadar savaş konseyini peşime taktığımı hatırlamıyorum belki de yapmışımdır hafızam beni yanıltıyor hadi dışarıya çıkalım burada yeterince saklandık dışarıya insanlar var onlardan faydalanıp bu şehirden kaçabiliriz. ‘’ dedi.  Borla’yı düşünüyordu nasıl olsa kendisini bulurdu. Dışarıya çıktılar kalabalığa karıştılar, kalabalığın olduğu yerlerden ilerlemeden uzaklaşamazlardı.  Askerler halkın arasına sızmışlardı onları kontrol ediyorlardı. ‘’Şehirden giriş çıkışları sıkıca tutmuşlardır.’’ Diye mırıldandı.  Başaran kalabalığı kullanarak hiçbir şüpheye mahal vermeden çıkış kapısına yönelmişti fakat gördükleri biraz moralini bozmuştu. Şehirden insanların tek tek çıkmalarına izin veriyorlar ve iyice inceliyorlardı.  Başaran

 

‘’Bu durumda kesin yakalanırız. Yakalanmak bütün savaş konseyini ve askerleri peşimize takmak demek bu iyi bir şey değil’’ dedi. Başaran çocuğun elini tutup geriye döndü.  Kalabalığın olmadığı ara sokaklardan bir tanesine girdiler. Başaran çok geçmeden mazgal bulmuştu. Mazgalı kaldırıp kenara koydu. İçeriye atmaya hazırlanırken arkasında kapının birden açılması ile ileriye doğru düştü ve askerler açılan kapıdan dışarıya çıktı. ‘’Kaçakları yakaladık!’’ diye bağırdılar. Askerler çocuğu hemen kaptılar.  Askerler ‘’Belediye binasına götürün’’ dedi. ‘’Peki bunu ne yapalım?’’ diye sordu. ‘’Öldürün!’’ dedi. Askerler birkaçı ona kılıç sokmak istedi. Başaran arkasındaki kapıya tekmeyi attı. Tekmesini kilide getirdiği için kapı açılmıştı, geriye doğru yuvarlandı çocuğu götürüyorlardı. ‘’Bu iyi olmadı’’ dedi. Askerler içeriye girdiler. Başaran hemen perdenin olduğu yere koşup pencereyi kaldırdı ve dışarıya çıktı peşinden gelen ilk asker ellerini attığında pencereyi güçlüce indirdi, asker bağırdı onun ellerini kırmayı başarmıştı.

 

‘’Evlerin içinden belediye binasına gidiyorlar akılcı çözüm kimse geniş alanlarda Borla’ya yakalanmak istemez. İyi hazırlanılmış ama yeterince değil.’’  Dedi ve devam etti. ‘’Beni hesaba katmayı unutmuşlar’’ dedi.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 8 Bölüm

Kelime Sayısı:1100

8 Bölüm

 

İdam saatinde II

 

Sırtındaki kılıcının ipini çözdü. Kılıcını kuşağına takmayı reddetti. Kılıcının mührü son ana kadar açmayı düşünmüyordu. Kalabalığı yararak ilerliyordu, Geçtiği her insan ona tuhaf bakıyordu, bazıları ona küfür ediyordu fakat o umursamıyordu. Cellat kolu aşağıya indirdiğinde dört mahkûmun tamamı ölecekti. Cellat onları öldürmeden önce platformun üzerinde adaletin hâkimi onları suçlarını teker teker söyleyecekti. Normal mahkûm bile olsalar adaletin hakimleri her zaman abartarak söyler ve halkı ateşleyen fitili yakarlardı. Adaletin hâkimi etrafta dolaşırken ilk yetişkin adamı parmakları ile işaret etti. Bu adam krallığın dağıttığı ekmeği sizlerden çalabilecek kadar soysuzlaşmış insan. Cezası ise ölüm, yaptıklarının bedelini idam edilerek ödeyecek. Onun yanındaki kadın şehrimizi koruyan Lordumuzu ayartmaya çalışan ucuz bir kaltak ve onun yanında ki çok merak ediyorsunuz biliyorum. Annesini ve birkaç muhafızı öldüren velet. Ona çocuk gözü ile bakmayın o gözü dönmüş bir cani. Dördüncüsü ise bir hırsız her türlü şeyi çalabilir. ‘’ dedi. Bierta onu görmüştü, yıllarca arayıp umudunu kestiği çocuk karşısındaydı. Bu fırsatı bu sefer tepmeyecekti. Kalabalığın arasından hızlıca sıyrılıyordu.  Esas kılıcını mührünü bozmamak için yedek kılıç almıştı. Kılıcı kınından çekmeye başlamıştı, yavaş davranıyordu. En ön sıraya geldiğinde kılıcını tamamen çekmiş elindeydi. Karşısındaki muhafızlar onu görünce hemen kılıçlarını çektiler. İleriye adım attı ve kılıcını omzunun üzerinden savurdu. Kılıç ilk muhafızı çapraz ikiye ayırdı ikincisinin ise bacağını kopardı. Üçüncüsü saldırdığında belindeki hançeri muhafızın kalbine sokup çıkardı. Adaletin hâkimi ‘’Hepsini idam et!’’ diğer bağırdı. Cellat kolu indirdi, idamlıkların ayaklarının altından ki sandalye kayarken Bierta kılıcını boşlukta savurdu. Kılıçtan çıkan kara güç bütün mahkumların iplerini kesmişti. Diğerleri platformdan aşağıya düşerken çocuk düşmemişti. Cellat çocuğun işini bitirmek için baltasını savurdu. Çocuk sadece bakıyordu. Bierta Cellat’ın elindeki baltayı tuttu. Ağaçtan yapılmış sapını kırdı. Onu boynundan yakalayarak metrelerce ileriye havaya fırlattı. Son duyduğu onun çığlığı oldu. Bierta ve çocuk göz göze gelmişti. Karşısında boyu iki metreden fazla dev cüsseli adam vardı. Kahverengi elbisesi elinde kılıcı olan adama hayretle bakıyordu. Şapkası kalkıktı fakat yüzü görünmüyordu. Güneş ışığının yüzüne vurmasına rağmen yüzü karanlıktı. Yaratık olabileceği veya büyücü olabileceğini düşündü. Gözlerinin yeri belli idi siyah dumanlar çıkıyordu. Çocuk ondan korkmamıştı fakat ürpermişti. Bierta kendisine bakan çocuğa

 

‘’Seni kurtarmaya geldim ufaklık. Kaç şimdi!’’ dedi. Çocuk ayağa kalktı fakat hareket etmedi. Borla başından aşağıya gürz indiğinin farkına varmıştı. İnen gürzü kılıcı ile ortadan ikiye kesip iki parça etti.  Askerler ‘’Yakalayın onları beklenen kişi geldi’’ diye bağırıyorlardı. Güvenlik az değildi Bierta’nın böyle saldırı yapacağını tahmin etmişlerdi üzerlerinde ki elbiseleri geriye atıp askerler etraflarını sarmışlardı. Platformun üzerine hangi asker çıktı ise onu öldürüp aşağıya atıyordu. Çocuk onun hareketlerini izleyemiyordu gerçekten hızlı hareket ediyordu. Binaların tepelerindeki okçuları fark etti. Kılıcını göğüslerine kadar kaldırdı ve savurdu. Kılıcından çıkan karanlık güç etrafları binaların üst taraflarını kesip yıkıma yol açtı.  ‘’Benim adım Borla ölümünüzün benim elimden olmanızı bekleyin!’’ diye bağırdı. Halk ve askerler Borla ismini duyduğunda halk korkudan bayılmaya başlıyor tek tek birbirlerinin üzerine devriliyordu. Askerler ellerinde ki kılıçları ve yayları düşürmüşler bazıları ayakta duracak gücü bulamayıp dizlerinin üzerine çöküyordu. Cesaretleri kırılmıştı, korkuyorlardı. Onlara bir efsane ile savaşacakları söylenmemişti. Dünyanın en çok aranan adamlarından biriydi. Dehşetin sessizliğini bozan kişi askerlerin arasından sıyrılıyordu. Adam kısa boylu idi, kılıcını havada savurarak ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. ‘’Demek ki Borla’nın çocuğu bunca zamandır bu şehirdeymiş haha’’ dedi. Kahkaha atıyordu. Bierta içinde ki rahatsızlık kesinlikle o adam değildi. O sırada evlerin üzerinden platforma bir adam daha atladı. Çocuğu yakalamıştı, çocuk ondan kurtulmak istiyordu fakat mümkün değildi. Kendisi beklediği gibi tuzağın içine düşmüştü.

 

‘’Oğlun için geri döndün bunca sene sonra. Onu durdurulamaz birisi mi yapacaksın?’’ dedi ve devam etti. ‘’Yenilmez efsane yaşlanmışsın’’ dedi. Bierta yüzünü gösterdi artık saklamanın anlamı yoktu. Yüzü korkunçtu herhangi bir yara izi olmamasına rağmen insanı rahatlıkla korkutabilirdi. Yüce savaşçı Gereko bile dişlerini sıkmıştı. Bierta ‘’Tuzak kurmuşsun beklenildiği gibi Kral Galvan’ı dinlemeyeceğini biliyordum. Umarım beni onlara iyi anlatmışsındır. ‘’ dedi. Teslim ol Borla buradan çıkamazsın’’ dedi. Bierta gülümsemişti.

 

‘’Yaşamak istiyorsanız o çocuk bende kalacak. İster kılıçlarınıza davranın ister davranmayın ben o çocuğu alıp buradan ayrılacağım. Buna bu şehirde engel olabilecek hiçbir gücü karşımda göremiyorum sonramı gelecekler?’’ dedi ve sırıttı. O harekete geçmiş olduğu yerden bir ok gibi fırlamıştı. Lord Magran ve Savaş lordu Fekas onun yerinden ayrılışını görememişti. Yüce savaşçı Gereko kılıcını çekip Lord Magran’ın önüne geçmişti. İki kılıç havada çarpıştı, yerdeki toprak havalanmıştı. Fekas ve Magran şaşkınlıklarını gizleyememişti. Gereko ‘’Magran çocuğu buradan götür.’’ Dedi. Çocuk ondan tekrar uzaklaşıyordu, bu sefer onun uzaklara gidip kaybolmasına izin vermeyecekti. Bierta derin nefes aldı. ‘’Beni yenemeyeceğini bildiğin halde neden bana karşı koyuyorsun Gereko?’’ diye sordu. Kendisine güveni tamdı. Uzun zamandır kılıç sallamamasına karşın Gereko’yu yenebileceğinden adı gibi emindi.  Gereko onu kılıcı ile durdurmuştu fakat Bierta bastırıyordu ayaklarını geriye kaymaya başlamıştı.  Yetmiş yaşını geride bırakmasına rağmen halen bedeninde muazzam güç vardı. Gereko ‘’Onu hafife almayın Fekas ve Magran ikinizde çocuğu alıp uzaklaşın buradan. Eğer ben gelmez isem çocuğu öldürün’’ dedi. Magran çocuğun elinden tutup aniden kaybolmuştu. Fekas ise oradan hızlıca uzaklaşmıştı. Aklı hep Gereko da kalmıştı. Acaba Gereko Borla’yı yenebilecek miydi?

 

‘’Yo ho ölüm fermanını hazırladın Gereko’’ dedi. Gülümseme sırası Gereko’ya geçmişti. ‘’Ölebilirim ama seni de çocuğundan edeceğim.’’ Dedi. Bierta ‘’O çocuğu kurtaracağım ve seni de öldüreceğim’’ dedi. Gereko gücünü zayıflattı ve geriye sıçradı. Karşı atağa geçti sırada kılıcını savurdu Biertanın karanlık dumanını kesebilmişti sadece. Gereko etrafına baktığında Bierta’nın nerede olduğunu göremedi. İrade gücü olmasına rağmen onun nerede olduğunu göremiyor ve hissedemiyordu.  Bierta ortadan kaybolduğu yıllarda kendisini geliştirmeyi bırakmamıştı. Nereden geldiği belli olmayan ses ona karşı konuşmaya başlamıştı ‘’Kendini epey geliştirmişsin Gereko fakat kılıcına irade gücünü eklemen bile bana karşı koymayı sağlamaz’’ dedi ve geriye çekildi o sırada ikisinin ortasından hızlıca birisi geçti. Bierta yan tarafından gelen kişiyi kılıcı ile biraz önce geçen kişiyi ise yumruğu ile durdurdu. Yüce savaşçı Xitrus ve Savaş lordu Karti onu sıkıştırmışlardı. Bierta

 

‘’Açıkçası daha gelecek olan var mı merak ediyorum.’’  Dedi. Xitrus ‘’Buradan kaçış yok Borla. Yolun sonu’’ dedi. Bierta ‘’Buradan kaçarken geride hiçbirinizi sağ bırakmayacağım’’ dedi.  Bierta daha da gücünü artırarak onları etrafından uzaklaştırdı. Gereko ve Xitrus ona fırsat vermeden saldırdı ve Bierta kendisini savunmaya geçti.  Kılıcı ile savundu fakat aşığı güç yüklenmesi yüzünden kılıç kırılmıştı. Bierta geriye doğru sıçradı ve onlardan uzaklaştı. Savaş lordu Karti ayağını yere vurarak platformun dağılmasını sağlamış ve yıkılmıştı.  Etrafa dağılan toz bulutundan bir şey görünmüyordu fakat Gereko bunun Borla’yı öldüremeyeceğini iyi biliyordu.  Bierta ‘’Bunu kullanmaya zorlayan sendin şehirde ki hiç kimse zarar görmeyecekti o çocuğu bana usulünce verseydiniz. Hiç tarih okumayan bilgisiz insanlarsanız gücününüz ne kadar olduğu önemli değil bu cahillikle dünyaya hâkim olamazsınız.’’ Dedi.

 

‘’Bu şehri yok edeceğim ve bunun hesabını Kral Galvan’a vereceksiniz. Aslında veremeyeceksiniz hepiniz ölüsünüz bu saatten sonra’’ diye söylendi sinirlenmişti. Bierta kralı iyi tanırdı karşısına çıkacak adam göndermeyeceğini iyi bilirdi. Birkaç savaş konseyi üyesi kralın sözünü dinlemeyip buraya savaşmaya gelmişlerdi hata yapmışlardı. Onlara bu hataların bedelini ödetmeliydi fakat çocuğu kesinlikle yaşatmalıydı.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yaşayan Efsane 7 Bölüm

Kelime Sayısı:730

7 Bölüm

 

İdam Saatinde

 

Vakit daralıyordu, istediği yere ulaşmış sonunda sur içine girmeyi başarmıştı. Muhafızların öldüğünü henüz kimse duymamıştı, duyacaklardı.  İdam yerine giderken iki devriye atlatmıştı.  İdam yerine yakın bir yerde idi. Çarsının içerisine girdi. Genelde kalabalık yerleri kullanarak gidiyordu. Askerlerin daha fazla dikkat etmesi gerekiyordu.  Çarşı oldukça kalabalık, içeride bakırlar, elbiseler, kuruyemiş ve tatlıların olduğu çarşı idi. Halk elbiseye ve yiyeceklere çok talep gösteriyordu. Bu sokaklardan önceden geçmişti. Çarşının sonunda yeni bir sur görünecekti. Krimorda ki idamların hepsi orada gerçekleşirdi. Bierta yürürken kulakları ile insanları dinlemeyi unutmuyordu. Çarşıya gelenler genellikle kadın ağırlıklı kişilerdi. Kulakları idam ile ilgili bir şeyler duymak istiyordu. Aralarında katiller katilinin konuşulduğunu işitmişti, fısıldaşarak konuşuyorlardı, fakat idam ile ilgili hiçbir şey işitmemişti. Krallık bu haberi pekâlâ gizleyebilirdi fakat katiller katilinin yeniden döndüğünü gizleyememişti. Bu tuhaftı idam yerinde kendisini tuzak bekliyor olabilirdi. Her ne kadar Kral Galvan’ı tanısa da etrafındakilere güvenmiyordu.

Bierta başını kaldırdı, bunu umursamıyordu. Tek amacı o çocuğu kurtarmaktı. Ölmesi bile önemli değildi. Bugün o çocuğu kurtarabilirse elbette onun yaşama şansı olacaktı. Çarşının sonuna geldiğinde güneş tekrar yüzüne vurmaya başlamıştı. Hava sıcak değildi, güneşin altında biraz beklenirse ısınılabilirdi. Yavaşça adımını atarken belinde ki bastonunu çıkarmayı unutmadı. Gözleri kapalı elinde baston surlardan içeriye giremezdi. Kimse kör taklidi yapan bir adamın idamı izlemesine izin vermezdi. Borla oraya varmadan sağa tarafa döndü. Sur içindeki sokaklar daha geniş sayılırdı. Bu sokaklarda erkeklerin sayısı oldukça fazla idi. Fahişeler sokağı olarak küçük ve pislik kokuyordu. Bierta ilk dükkanın önünde durdu. İki kadın cilveli danslar yapıyordu. Bierta bir kadının bileğinden tutup kendine çekti. Kadın sesini bile çıkartamadan eline gümüş kesesini koydu. ‘’Benimle gelirsen bir tane daha alırsın’’ dedi. Bierta kadınları kullanmayı sevmezdi fakat bazı kapıları sadece onları kullanarak açabilirdi. Kadın içeriye gitti, çok geçmeden geri döndü. Bierta’nın koluna girdi ve

 

‘’Nereye gidiyoruz?’’ diye sordu. Bierta ‘’İdam yerine götür, kapıyı geçer geçmez sana ikinci keseyi vereceğim!’’ dedi. Kadın daha fazla soru sormadı ama adamın kör olduğunu anlamıştı ve kendisi ile bir işi olmayacağını biliyordu. Ona eşlik ederek hayatınca kazanacağını çok kolay gümüşler olacaktı. Adamın ona tuzak yaptığını da düşünebilirdi. İdam yerinde tanıdıkları vardı. İhtiyarın önemli işi olabilirdi. Kör bir adamın kendisine ihtiyaç duyması zor durumdu. O yaşlı adama acıyordu. İkisi birlikte kısa bir yürüyüşten sonra idam yerinin önüne gelmişlerdi.  Kadın belki onun akrabalarından bir tanesinin asılacağını sanıp dudaklarını buruşturdu. Genç kadın ‘’İçerdeyiz.’’ Dedi. İkisi birlikte içeriye girip ilerlerken muhafızlardan biri ‘’Biz bile fahişe birlikte olamıyoruz bunak fahişe götürüyor.’’ Diye sitem ediyordu kaderine. Diğer arkadaşı

 

‘’Adamda para vardır. Bizde para olsa fahişeler peşimizi bırakmazdı’’ dedi ve arkadaşını teselli etmeye çalıştı. Muhafızlar onlara hiç zorluk çıkarmamıştı. Kadın onu biraz daha götürüp muhafızların onları göremeyeceği bir yerde durdu.  Karşısına geçti artık ikinci keseyi almanın zamanı gelmişti. Bierta bunun olacağını biliyordu. Bierta ona ikinci kesesini uzatırken kadın hızlıca elinden kaptı ve yanağına bir öpücük kondurmak istedi. Bierta kendini geri çekti. ‘’Dudaklarını benim gibi birisi için harcamana gerek yok. Sen işini yaptın bende karşılığının verdim’’ dedi.  Kadın bir şey söylemeden oradan uzaklaştı. Bierta onun gidişini izledikten sonra arkasına dönüp idamın gerçekleşeceği yere doğru yürümeye başladı. Bağırış sesleri duyuluyordu. Halk ‘’İdam!’’ diye haykırıyor ve görevlilere sesleniyordu. Ne olursa olsun o çocuğu kurtaracaktı. Kaderin kılıcının mührünü son ana kadar açmayacaktı.

 

Ana sokağa girdiğinde insanların sayısı artmıştı. İdam yerine gelmişti, kalabalık giderek artıyordu. Bunun için bir meydan ayrılmıştı. Askerler kalabalığı kontrol etse de yeterli sayıları yoktu. Bierta biraz daha yaklaştığında her tarafta asker olduğunu gördü. Cellat idam yerinin başındaydı. İdamlıkların hepsi boğazlarına ip geçirilmişti. Cellat’lık iş yoktu idamlıkların taburesine vurup öldürecekti. Bu sefer onların başını kesmeyecekti. Veya hepsini toplu halde idam etmek için kolu kullanması yeterdi. Kol kullanıldığında idamlıklar aşağıya düşeceklerdi iki ihtimal vardı. Ya boğularak öleceklerdi ya da boyunları kırılarak öleceklerdi. Platformun üzerinde bir adam dolaşıyor çeşitli naralar atarak halkı coşturmaya çalışıyordu. Bierta idamlıklara baktığında ikisi yetişkin erkek birisi çocuk ve diğer kadındı. Boyu kısa olduğu için çocuğa özel sandalye hazırlanmıştı. Bierta bastonunu elinden bıraktı, şapkasını yukarıya kaldırdı. Üzerindeki kılıcın görünmesi engelleyen çantayı yere bıraktı. Kalabalık halkın arasından hızlıca onlara dokunarak geçmeye başladı. Kalabalıkta onu kimse kolay fark edemezdi. Uzun zamandır ortalıkta olmadığı için yüzüne bakıp tanıyanın olmayacağını biliyordu. Sadece onu gücünden dolayı ayırt edebilecek olanlar olacaktı.

 

Halk idam kelimesini defalarca söylüyordu. Birilerinin ölmesi birileri rahatlatıyordu ama sırası gelen herkesin öleceği bir dünyaydı. Kimileri zamansız kimileri haksız yere ama mutlaka herkes ölecekti.  Bierta halkın içerisinde de askerler görmüştü. Daha önce haber verdiği için tuzak kurulmuş olması muhtemeldi. Kılıcını bıraktığı son yirmi yılda yeteneklerinin ne kadarı elinde kaldığını test etmek istiyordu.

Yaşayan Efsane kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın